Dijital Medya Platformu

BİR KADİM ŞEHİR Kİ!…

0 2.181

Ey kadim şehir! Ey Mardin!...

Yusuf Metin Yardımcı Eğitimci / Yazar

Kökleri yüzyıllar öncesine uzanan, görkem ve haşmetin zirve yaptığı şehirlerin emsalsiz kalıcılıkları vardır. Bu kalıcılık; onların mazide  kültürel, sanatsal, ilmî,  irfanî değerlerinin güçlü olarak temel atmış  olmalarından ileri gelir. İşte Mardin; kendisine  geçmişin harikulâde biçim verdiği, istikbale tüm ihtişamıyla taşıdığı bir medeniyet mâbedi…

                O abidevî yer ki; mâzinin kendisini dokuduğu tezgahların el ve fikir ürünlerini, hâlâ verip durmaya devam ediyor.

                Bilgiyi, sanatı, nakşı; ayrıca ticarî, ziraî, sınaî kısacası her türlü kıymeti üretebilen beşerî varlık, bu topraklarda eşsiz eserler oluşturdu. Ve bu değerleri oluşturanlar, ilahi bir rahmet olarak hayırla anılmayı ebedileştirdiler.

                Bilindiği gibi; uzun  tarih sürecinin her alanında deneyim kazanan Mardin; İslâmla buluştuktan sonra kemalin doruğuna tırmandı. Bu evrimin müspet neticeleri çok geçmeden kendini göstermeye başladı. İlmî ve tecrübî alanlarda insanların yararına bir çok hizmetler sunulmuştu. Tababet gibi…

                M.1108 yıllarında Mardin’e hakim olan Necmüddin İlgazi; bölgenin hemen her yerine uygarlık yapıtlarını dikmeye çalıştı. Bunlardan başta gelenleri de; hastaların tedavi edilebilecekleri yerlerdi. İnsan unsuru çok önemliydi. Bu önem; İslam ilâhiyatında var olan “insanların yaratılanların bir çoğundan üstün olma” değerine matuftu.

                Bu değere atfen; ikame edilen bir sürü eserin yanı sıra, insan hayat ve sıhhatine gösterilen ihtimamın göstergeleri oluşturulmaya başlandı. O çağlarda işlevsellikleriyle kendini yeni yeni göstermeye çalışan Bimâristânlar inşa edildi. Şimdiki Emineddin Mahallesi mevkiinde külliye teşkil edilerek, bir çok ihtiyacın yanında, hasta ve tedaviye muhtaç olanların gereksinimlerini giderme gayreti gösteriliyordu.

  1. asırda Bağdatta başlayıp, 1 yüzyıl içinde 5 tane Bimâristân’a sahip olan bu hilafet merkezi, çevresine de örnek olmuştu. O zamanlarda bölge bir bütün olarak alış-veriş faaliyetleri içerisindeydi. İnsanlar Bağdat, Musul, Şam, Halep, Mardin, İran şehirleri hatta Kahire gibi yerlere çeşitli sebeplerle gidip gelirlerdi. Her nevi bilgi alış-verişi, ticari faaliyet, akrabalık bağı kurmak olağan işlerdendi.

                Suriye’de 12. yüzyılda Kurulan Nuri Bimâristan’ı; çağının en etkin hasta kabül merkezlerinden birisiydi. 12 ve 13. asırlarda inşa edilen Suriye-Mısır’daki büyük hastahanelerden az çok bilgi sahibiyiz. Zamanın İslam coğrafyasında mevcut olan büyük hareketlilik sonucu, Mardin de bu etkileşimden nasibini alıyordu.

                Fars dilinde “Hasta” anlamına gelen “Bîmâr” ile “yer bildiren sözcükler” türetmeye yarayan “sitân” ekinden oluşan “Bîmâristân” şimdiki anlamıyla Hastane demekti. Akıl hastalıklarına yakalananların tedavileri de bu müesseselerin ilgili kliniklerinde yapılırdı.  Kısaca “Mâristan” da denilen bu kurumlarda; eczane, kütüphane, depolama alanları, kiler ve mutfaklar, personel için odalar, merkezî eyvan dahil olmak üzere çeşitli eyvanlar, tonozlu salonlar çapraz bir plan üzerine inşa edilmişti.

                Mâristanlar; suyu bol olan mekanlarda yapılırdı . Mardin’deki  Mâristân havalisine bakılırsa, suyu bol olan çeşmesinden tutun, dibinden akarsu geçen kuyulara kadar bu böyledir. Bugün maalesef bu kuyuların üstleri tanınmayacak şekilde kapatılmış, temizlemeye yarayan  oyma kaya inişleri de, çöp ve molozla doldurulmuştur. Maalesef bunların yerlerini de çok az kimse biliyor.

Şu anda ortada artık bulunmayan Bîmâristan binasında ise; diğer emsalinde olması gereken her şey vardı. Her eyvan, ayrıca tedavide de kullanılan hamam için temiz ve bol su sağlandı. Civarda çeşmeler ve su kuyuları vücuda getirildi. Göz hastalıkları, mide-bağırsak şikayetleri –özellikle dizanteri, diyare—ve ateşli hastalıklar alanında yaygın durumların tedavisi için yerler yapıldı. Kadın hastalar için salonlar oluşturuldu. Sık sık hastalananlara ise ücretsiz ilaç verilirdi. Eczacı ve tabibin yanı sıra hastabakıcı hizmetliler de bulunurdu. Bunların görevi; hekime yardımcı olmak, hasta taşıyıp traş etmek, rutin kişisel bakım sağlamak, kavgacı hastalara fiziksel kısıtlama getirmek şeklinde özetlenebilir.

                Muallimun ve öğrenciler… Eğitimli hekimlerin elinde öğrenci yetiştirildi. Hasta başında klinik eğitim verildi.

                Hastanelerin maddi olarak kuvvetlenmesi için zenginler mal bağışında bulunuyor, vakıflar tesis ediyorlardı. Bu İslâmi gelenek güzel sonuçlar doğurdu. Özellikle dükkanlar, hanlar, değirmenler hatta tüm olarak köy bile vakfedilebiliyordu. Bağış suretiyle gelen bu gelirler; bimâristânın bakım ve işletme maliyetleri için ödeniyor, arta kalanı ise yoksul hastalar için küçük bir nakit kaynağı oluyordu. Ayrıca devlet de, duruma göre bir bütçe tahsisi yapıyordu. Hekimlerin çoğu teoloji, felsefe, musiki vb. alanlarda söz sahibiydi. Ancak beceriksiz ve görev yapamayanlar da vardı ki; bunlar anında açığa alınıyordu. Tıp konusunda kaleme alınan risalelerin ekseriyetinde, bazı şarlatan ve beceriksiz hekimler hakkında anekdotlar vardır.

                Şimdi o yüz yıllarda yetişmiş olan 2 Tıp bilginimize değinelim. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Mardin; Suriye, Irak, Mısır,  Fars diyarı ve daha bir çok bölge ve ülkeyle irtibat halindeydi. Bu onlar için de böyleydi. Mesela şu an Irak topraklarında olan Tikrit’ten, Ebû’n Necîb Abdurrahman bin Cemâlüddin Ahmed bin el-Mefrec et-Tikritî, Mardin’e gelerek Sitti Radiyye Medresesi’nde müderrislik ve kadılık yapmıştır. M.1181’de Tikrit’te vefat eden bu zat, âlim ve kâmil birisiydi.

                Mardin Artukluları döneminde ve sonrasında, bu kadim şehrimizde mevcut olan  Bimâristân ve benzeri tedavi kurumlarında kuşku yok ki önemli hekimler görev yaptılar. Onlar çağlarında telif edilen,  İslam topraklarındaki mevcut önemli tıp eserlerinden de istifade ediyorlar, müellifleriyle de irtibat kuruyorlardı. İşte o kişiliklerden birisi de; Ali İbn-i  Abdü’l Azim el-ENSÂRÎ’dir.

Zehirlerin olumsuz etkilerini konu alan Ortaçağ dünyasında; bir takım tıbbi araştırmalar yapıldığı bir vakıadır.

Çeşitli bitkilerin ve minerallerin zehirli özellikleri; yılan, akrep gibi zehirli hayvanların ölümcül etkileri endişeye mûcibti.  Bir çok Müslüman tabip; zehirler ve panzehirler konusunda araştırma ve deneyler yaptı. Tezler hazırladı.

Bu konuda önemli bir çalışma; H:669 (M:1270) senesinde Suriye’de yapıldı. Ali İbn-i  Abdü’l Azim el-Ensari; zehirler için panzehir konusunu içeren önemli bir risaleyi kaleme almıştır. Suriye ve civarındaki bitki çeşitlerini söz konusu eden bilginimiz, haçlılara tıp bilgisini öğretme gibi bir önemliliğe de sahiptir. Ayrıca el-Ensari; bitkiler ve antidotlar ile ilgili olarak kendisinden önce yazılmış başka kitaplardan da geniş alıntılar yapar. Bunlar arasında, 10’ncu y.yılda Mısır’da yaşamış et-Temimî; H.641 (M:1243) yılında vefat etmiş olan Suriyeli hekim Raşidü’d-Din el-Mansur İbnü’s-Suri  vardı.  İbnü’s-Suri   yapmış olduğu seyahatlerde gözlemlediği ve tesbit ettiği bitkileri kitabına almış, et-Temimî de antidot üzerine risale hazırlamış fakat bunlar zamanımıza ulaşamamıştır.

Ali İbn-i  Abdü’l Azim el-ENSÂRÎ; sözünü ettiğimiz bu iki hekimin eserlerinden bir hayli alıntılar yapmamış olsaydı, bunlardan haberimiz bile olmayacaktı.

Kadim şehirlerin, kadim Bîmâristân tarihlerinde, hastalar için şifa kaynağı olan ilaçlar da, tedavinin olmazsa olmazlarındandır. İlaç üretiminde kullanılan etkin ve yardımcı maddeler, eczacılık ilminin konularındandır. Hâci Zeyn el- Attâr olarak bilinen, Zeynü’d-Din Ali İbn-i Huseyn el-ENSÂRÎ; çağının büyük Eczacılarından biridir. Yapmış olduğumuz araştırmada onunla ilgili şu kısa amma kısa olduğu halde önemli bilgileri de vermeden geçmeyelim:

Zeynü’d-Din Ali İbn-i Huseyn el-ENSÂRÎ elmüştehir bi-Hâci Zeyn el-Attâr

العطار زين بحاجى المشتهر الانصارى الحسين ابن على الدين زين )

 Hâci Zeyn el- Attâr olarak bilinen, Zeynü’d-Din Ali İbn-i Huseyn el-Ensari; 1358 yılından 1384 senesine kadar  Muzaffariyân ( مظفریان)   hükümdarı Şah Şuca için onaltı yıl  mahkeme doktoru oldu.

İhtiyârât-ı Bediî (ىبديئ اختيارات ) H.770/M:1368 ismiyle yazdığı ilaçlarla ilgili eserini Farsça olarak kaleme aldı. Basit ve bileşik ilaçları kapsamlı olarak içine alan bu eser, tam anlamıyla farmakope bir yapıdadır. Bu manasıyla  ilaç üretiminde kullanılan etkin ve yardımcı maddelerin, nicel ve nitel çözümleme yöntemlerinin yer aldığı ve bilimsel olarak uyulması gereken kural ve yöntemleri muhtevî bir kitaptır.

Bu tez iki bölümden oluşmaktadır;  Birinci bölümde 28 fasıl alfabetik sırayla ilaçları sunuyor. İkinci bölümünde ise; bileşik ilaçlar ve formüller 16 bölüm halinde düzenlenmiştir. Hazım kolaylaştırıcı ve infüzyon (damardan sıvı aktarımı) gibi türüne göre bir takım anlatımlardır.

İşte Bimâristân veya diğer adıyla Mâristân gerçeği budur.

Günümüzde bu kadim şehirde, artık izine bile rastlanılmayan MÂRİSTÂN… Kendi adına izafetle; “Mâristân Hamamı” “Mâristân Çeşmesi” diye isimlerle müsemma yerlerle yâd edilen mukaddem mekân…

Ey kadim şehir! Ey Mardin!…

Sende bile zaman, çok şeyi öğütüp götürüyor…

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku