Dijital Medya Platformu

Kapitalizm Geleceği Üzerine Bir Tartışma-1

0 400

Schumpeter’in “Entelektüel”leri Galbraith’in “Teknostrüktür”üne Karşı.

Dr. Adem LEVENT Ekonomist / Yazar

I

Bilim ve teknoloji ikilisinin insanlığı daha müreffeh kılacağına ve bu müreffehliğin de mutluluk içerdiğine dair düşünce, modern dönemle birlikte yaygın bir kanaate dönüşmüştür.  Bilim, bilinmezin sistematik keşfine; ilgili bilimsel bilgi temelli teknoloji ise, dünyanın hükmedilmesine olanak sunan araçlar olarak telakki edilmiştir. Bu nedenle bilimin gelişmesi teknolojinin gelişiminin koşulu sayılmıştır. İkili arasında kopmaz bir bağ kurulmuştur. Bilim ve teknoloji arasında bir neden-sonuç ilişkisi ve illiyet bağı varsayılmıştır. Modern düşünceyle beraber insanın, bu ikili vesilesiyle dünyanın yönetmeye muktedir olacağı ve ergenlik halinden çıkacağı düşünülmüştür. Bilim ve teknoloji arasındaki söz konusu ilişki, modern dönemde insanın kaçınılmaz kaderi olmuştur. Bu kader üzerine düşünmek de bilim ve teknoloji ikiliğiyle beraber rasyonaliteye çağırmıştır. Böylece bilim ve teknoloji temelli rasyonalite doğa bilimcilerin araştırma sorunsalı haline gelmiştir. Teknik düzeyde süregelen bu ilişki birçok sosyal bilimcinin de ilgisini çekmiştir. Sosyal bilimciler söz konusu ilişkiyi bir iktisadi ve politik sistem olan kapitalizm temelinde yorumlamaya çalışmışlardır. Bilimin gelişiminin teknoloji ve teknolojinin de rasyonel endüstriyel bir düzen ürettiğine olan inanç, 20. yüzyıl kapitalizm araştırmalarında öne çıkmıştır.

Bilim, teknoloji ve endüstriyel bir düzen olarak değerlendirilen kapitalizm ilişkisi, birçok sosyal bilimcinin yanı sıra Joseph Schumpeter ve John Kenneth Galbraith gibi önemli sosyal bilimcilerin ortak ilgi odağıdır. Her ikisi de meslekten iktisatçı olmalarına karşın eserleriyle sosyoloji disiplinine hatta daha spesifik olarak bir alt disiplin varsayılan iktisat sosyolojisine dahil olabilecek ikili, endüstriyel düzen olarak kapitalizmi eleştirel açıdan yorumlamışlardır. Weberci anlamda medeniyeti anlamanın anahtarı sayılan iktisat sosyolojisi, modern zamanların ruhunu yakalamak isteyen her iki düşünüre de yardımcı olmuştur.

Schumpeter ve Galbraith’in endüstriyel düzen, kurumlar, entelektüeller, bilim ve teknoloji bağlantıları geliştirirken Alman düşüncesinde bulunan içsel ilişkiler doktrininden yararlandıkları söylenebilir. Bu doktrine göre mevcut olan her şey birbiri ile sıkı bir ilişki içerisindedir. Evrendeki her şey diğer şeylerle ilişki halindedir. Söz konusu içsel ilişkiler doktrininin bilim açısından son derece önemli sonuçları vardır. Her şey birbiriyle ilişki içerisinde olduğuna göre, herhangi bir şeyle ilgili bütün bilgiye ulaşabilmek, her şey hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirecektir. Oysa modern bir bilim olan iktisadın takip ettiği metot teori ve modelleri kullanarak yol almaktır. İçsel ilişkiler doktrinini benimseyen iktisatçılara göre iktisadın söz konusu metodu geçersizdir. Bunun yerine iktisatçının elinden geldiğince iktisatla ilgili her şeyi içerecek tümel bir resme ulaşması gereklidir. İktisadın toplumla ilgili diğer disiplinlerden kesin çizgilerle ayrılmaması ve tarih, politika, ahlak ile birlikte çalışması gerekir.[1] Schumpeter ve Galbraith’in ilgili iktisat sosyolojisinin içsel ilişkiler doktrini çerçevesinde endüstriyel düzen incelemelerinde bulundukları söylenebilir. Bu bakımdan hem Schumpeter hem de Galbraith, bilim ve teknoloji arasında ilişkiler kurarak 19. yüzyıl kapitalizmi ile 20. yüzyıl kapitalizmini mukayeseli olarak yorumlamışlardır. Burada Schumpeter ve Galbraith’in kapitalizmin gelişimine dair düşüncelerini yorumlamaya çalışmak suretiyle, içinde yaşadığımız endüstriyel dünyanın seyrini anlamayı olanaklı kılma çabası mevcuttur. Ancak ikilinin eleştirel düşüncelerinin bu endüstriyel düzeni aşacak düzeyde bir olanak sunup sunmadığından şüphe duyulmaktadır.

II

Schumpeter ve Galbraith’in her ikisi de kapitalizm ve teknolojik gelişmenin doğası üzerine çalışmakla beraber, kendilerine özgü metodolojik yaklaşımları gereği kapitalizmin gelişim sürecini farklı değerlendirmektedirler.[2] Schumpeter’in ispatlamaya çalıştığı tez; kapitalizmin, ekonomik durgunluk yerine kendi başarısının sosyal kurumlarını çürütmesi ve bu şekilde kaçınılmaz bir halde kendini yıkacak şartları hazırlamasıdır. Kapitalist sistemi durmadan, yorulmadan bir yenilenme havasında tutmakta olan faktörler, eski faktörleri yok etmekte, yenilerini yaratmaktadır. Bu “yaratıcı yıkım gelişimi” kapitalizmin esas temelidir. İster istemez her kapitalist girişimci er geç bu gelişime uymak zorundadır[3]. İlerleme ve gelişmenin motor gücü yeniliktir. Yeniliğin itici etkileri, kapitalist girişimci ve teknolojik ilerleme ile sağlanmaktadır. Schumpeter’e göre yenilikçi kapitalizm, kendini tehdit eden eleştiriyi de teşvik etmektedir. Kapitalist süreç, davranışları ve düşünceleri rasyonalize eder. Böyle yaparak her türden metafizik inanç, mistik ve romantik düşünceler aklımızı kovalar. Böylesi bir rasyonalitenin yarattığı eleştirel düşünce tarzı hiçbir sınır tanımaz ve bütün kurumları, bütün kabul edilmiş gelenek ve görenekleri, bütün otoriteyi karşısına alır. Bu süreç entelektüelin ortaya çıkmasıyla son noktaya ulaşır. Entelektüel hem bir eleştirmen hem bir ütopyacıdır. Kapitalist rasyonalizmin ürünü olan entelektüel sisteme sırtını döner ve toplumun geri kalanına hayal kırıklığı aşılar. Kapitalist sistem, sadece içerden değil, aynı zamanda dışarıdan da tehdit almaktadır. Girişimcinin yerine yönetici geçmiştir ve  bu yöneticilik, teknik düzeyde uzmanların işi haline gelince yenilik rutinleşmiştir. Bu nedenle iktisadi süreç, insansızlaşma ve otomatikleşme yolundadır.[4]

 Galbraith’a göre ise endüstri devrimi sırasındaki girişimci ve bireyci özellikleri ile kapitalizm, çağdaş dönemde değişim geçirerek yönetimsel kapitalizme dönüşmüştür. Büyük girişimcinin yenilikçi gücü yerini büyük şirketlere bırakmıştır. “Planlı sistemde” girişimcinin rolü hafiflemiş ve teknostrüktürün rolü artmıştır. Galbraith, teknolojinin değişim gücünün kurumlar üzerindeki etkilerinin gelişimini rasyonalize etmektedir. Ona göre kapitalist malvarlığındaki formuyla mülkiyet, modern endüstride üretim faktörlerinden en önemlisi olmaktan çıkmıştır. Modern şirketin gelişimiyle mülkiyetin önemi azalmıştır. Galbraith’in Yeni Sanayi Devleti’nde (The New Industrial State) mülkiyetin yerini teknik ve uzmanlık isteyen bilgi ile modern teknoloji almıştır. Modern teknolojinin sürükleyicisi uzmanlar sınıfı olan teknostrüktürdür.[5] Galbraith’a göre II. Dünya Savaşı sonrası dönemde kapitalizmi anlamanın en iyi yolu, modern şirketi ve özellikle de modern şirketin yönetim yapısı olan teknostrüktürü analiz etmektir. Bu durum da modern endüstriyel sistemin önemli bir yanını oluşturan “planlı sistemin” analiz edilmesini gerektirmektedir. Modern endüstrinin diğer yanını ise planlı sistemin dışında kalan perakendeci kısımları içine alan “piyasa sistemi” oluşturmaktadır. İlgili planlı sistem, “yönetimsel kapitalizm”e tekabül etmektedir. Yönetimsel kapitalizm, kapitalizmin, şirketler yoluyla planlamanın yapıldığı ve kararların yöneticiler sınıfı yani teknostrüktür tarafından alındığı bir biçimidir. 20. yüzyıl yönetimsel kapitalizmin yüzyılıdır.[6]

Bu yazı Umran Dergisinin 290. Sayısında yayınlanmıştır.

Dipnot:

[1] Gordon, D., Avusturya İktisadının Felsefi Kökleri, Ankara: Liberte Yayınları, 2000.

[2] Audretsch, D. B., Joseph Schumpeter and John Kenneth Galbraith: Two Sides of the Same Coin?. J Evol Econ, 25, ss. 197–214, 2015.

[3] Schumpeter, J. A., Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi I, İstanbul: Varlık Yayınları, 1966.

[4] Bell, D., İdeolojinin Sonu-Ellilerdeki Siyasi Fikirlerin Tükenişine Dair, Ankara: Sentez Yayınları, 2013.

[5] Leathers, C. G., Intellectual Activism: A Schumpeterian Threat to the New Industrial State, Nebraska Journal of Economics and Business, 10 (3), ss. 3-11, 1971.

[6] Galbraith, J. K., Ekonomi Kimden Yana, İstanbul: Altın Kitaplar, 1988.

 

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku