Dijital Medya Platformu

Bir Sosyal Medya Ürünü: “Sanal İnsan”

0 586

Sevgililerden biri diğerinin mahremini ortaya döktükçe var olurken...

Vedud Selim Yazar


Nicedir, sosyal medyanın yarattığı yeni insan tipolojisi üzerine yazmayı düşünürken, bir arkadaşımın, yazacaklarım için çıkış noktası olabilecek, aşağı yukarı, şöyle bir paylaşımına denk geldim: “Kızlı erkekli çocuk grupları yarışıyordu, bunun üzerine video çekmeye başladım: Belki birinin ölümüne ya da yaralanması denk gelirim diye!” Arkadaşım ne kadar canavarlaştığının farkına vardığından olsa gerek “Ben bile bu hale gelmişim” kaydını düşmüştü, birden çok kez.

Yaşadığım anlık dehşete aynı mecradan cevap yazsam, olayın sıcaklığıyla sadece yargılayıcı ve suçlayıcı tavır takınacak, sosyal medyanın insan hareketleri üzerine daha bütüncül bir yaklaşımı gözden kaçıracaktım. Söz konusu tavrın bu vaka özelinde değerlendirilmesi arkadaşıma haksızlık olması dışında,  sosyal medyanın yarattığı sanal insan gerçekliğini de ıskalama tehlikesi taşıyacaktı.

Paylaşımın içeriğini mot à mot hatırlamadığımı belirterek anahtar ifadenin “Ben bile bu hale gelmişim.” İfadesi olduğunu düşünüyorum. Paylaşım şehveti iki ayrı dünya kuruyor. Biri sanal –olduğuna inanmak istediği- dünya, öteki kanlı canlı yaşadığı dünya. Yarışan çocuklar, video kayıt almaya başlayana kadar gerçek dünyadaki birer fert. Kendi çocuğu ne ise onlar da öyle. Kayıt tuşu bir dünyadan ötekine geçiş kapısı. Ona basıldığı anda artık çocuklar hayatın bir parçası olmaktan çıkıp, paylaşım nesnesine dönüşüyor. Orada kurallar farklı işliyor. En hızlı, en farklı, en dikkat çekici paylaşımı kim yaparsa o dünyanın hakkını en çok o veriyor. Ahlaktan arınmış bir bölgeden çok kendi ahlakını oluşturan bir bölge. Aslında en az ilki kadar gerçek. Kendi kuralları var ve ödülü de beğeni, sosyal medya fenomenliği, arkadaş grubu ve çevresinde zekası ile ilgili takdir cümleleri.

Bu dünyada anne, baba, eş, sevgili, dost sosyal medyada ilgi gördüğü, paylaşılabildiği ölçüde var ve paylaşımcıyla ilişkisi aile, akrabalık, dostluk değil “gözlem nesnesi” olmaktan ibaret. Bilhassa anne-baba –üst soy ve üst soy akrabalar-  ilişkileri bu yazıyı yazma gerekçelerimdendi. Bir gösteri, paylaşım nesnesi olarak üst soy akrabaları ya cahilliğini dışa vuran ve böylece gülünç duruma düşen beğeni, dikkat çekme garantili sanal kişilik haline dönüşüyor –ki dozu kaçınca sosyal medyanın kendine özgü ahlak anlayışı çerçevesinde linçe de maruz kalınabilir ancak yazı konumuzla ilgili değil- ya da paylaşım yapan kişinin sözlerini, hal ve hareketlerini duruma uygun cümlelerle eleştiren aklı başında insanlar olarak ortaya çıkıyor. İkinci durumda paylaşım nesnesi kişinin bizzat kendisi oluyor. Paylaşımcı bu durumda sosyal medyanın en makbul kişisi olarak görülüyor: Normalde belki de burnundan kıl aldırmayan bu kişi kendisiyle barışık insan sıfatıyla taltif edilerek çıtayı yukarı taşıyor.

Birinci duruma ise örnek vermeden geçiştirmek istemiyorum. Şu linke bakın: https://www.youtube.com/watch?v=GbRlMzFWoy0 Videoyu kayda alan kişi, muhtemelen paylaşımdaki kahramanın alt soy akrabalarından biri. Şahıs belli ki kendisine sorulan “Turistik şehirlerle ilgili fikrin ne” minvalindeki soruya garibanlığını ortaya koyan gayet şairane bir cevap vermiş. Ancak kahramanımızın bir gösteri, paylaşım nesnesi olarak dil-şive bozukluğu paylaşımcı için çok daha anlamlı. Oğlu veya yeğeni olduğunu varsaydığım şahıs sanalla gerçeklik arasına duvar ördüğünü düşünüp belki de gerçekte hürmet gösterdiği şahsı yüzbinlerce belki milyonlarca insana rezil etmeye çalışmakta bir beis görmüyor ve bu paylaşımla sosyal medya fenomenine dönüşüp sanal dünyanın hakkını veriyor.

Bu dünyada aynı şekilde, sevgililerden biri diğerinin mahremini ortaya döktükçe var olurken, eşlerden biri diğerinin iyi-kötü yönlerini bütün detaylarıyla ortaya koymak, anneler küçük çocukları ile ilgili en dikkat çekecek bilgileri paylaşmak durumundalar. Sanal dünyada faziletin yerini beğeni almalı. Zaten oradaki kişi; sevgili, eş, çocuk değil paylaşım nesnesi yani sanal insan.

Peki, iki dünya arasında varsayıldığı kadar ciddi bir duvar var mı? Bu ayrı bir araştırma konusu ancak sanal kişiliğin gerçek kişiliğe etki etmemesini mümkün görmüyorum. Aksi halde neredeyse, sosyal medya kullanıcısı kadar şizofren kişilikten bahsetmek gerekecek. Yazımın başında arkadaşımın kullandığı ifadede anahtar kavramın “Ben bile bu hale gelmişim.” İfadesi olduğundan dem vurmuştum. Madem arkadaşımın paylaşımı bu yazının çıkış noktası neden anahtar kavramın  “Ben bile bu hale gelmişim.” İfadesi olduğunu söyleyerek bitireyim. Başlangıçta sanal ve gerçek kişilik olarak iki ayrı kişilik ortaya koyan arkadaşım söylediklerinden düştüğü dehşeti fark etmiş olmalı. Tamamen sanal, kurgusal, fantezi dünyasında olduğunu düşünse söylediği onu dehşete düşürmeyebilirdi.

Sosyal Medya paylaşımı üzerine başka bir inceleme yazısının linkini buraya bırakarak yazıma son veriyorum. http://platform24.org/p24blog/yazi/3773/alkolik-evsizin-haysiyeti

Selametle!

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku