Dijital Medya Platformu

MARDİN’DE RİBÂT, TEKKE VE ZÂVİYELERİN OLUŞUM DÖNEMLERİ VE FONKSİYONLARI -II-

0 1.452

  

=ÖZGÜN BİR ÖRNEK: DÂVUDİYYE TEKKESİ=

Yusuf Metin YARDIMCI MARDİN’DE RİBÂT, TEKKE VE ZÂVİYELERİN OLUŞUM DÖNEMLERİ VE FONKSİYONLARI -II-


                     Bu kurumlarda işlerin düzenli yürümesi için bir takım kurallar ihdas edilmişti. Ebû Hafs Ömer es-Suhreverdî (Ö:M.1234) kuralları genişleterek, ayrıntılı bir hale getirdi. Tekkede dervişler, müritler,  odun getirme, etrafı toplayıp-düzenleme, yemek yapma ve sofrayı kurma gibi görevleri yapan işçiler, kimsesizler ve misafirler bulunurdu.

                Sözünü ettiğimiz bu müesseselerin sistematik bir şekilde kurulmasından önce, bu derece nitelikli insanın yetişmiş olması, MARDİN VE İDARESİ ALTINDA BULUNAN YERLERDE GÖRÜLMÜŞ ŞEY DEĞİLDİ. Fakat sonraki devirlerde, özellikle insanların ruh eğitimine önem ve ihtimam gösteren bu mekanların çoğu, hayatiyetlerini devam ettiremedi. Bunların varlıklarını bile eski tarih ve coğrafyacıların telif ettikleri eserlerin satır aralarında bulabiliyoruz. O da ancak bir kısmını…

                Bunlardan bahisle Yakut el-Hamevî şöyle der:

                “Mardin kalesi; cezîre dağının zirvesinde olan meşhur bir kaledir. Duneysır (Kızıltepe), Dârâ, ve Nusaybin yerleşkeleri üzerine hakim ve onlara nâzır bir yerdir. Ucu-bucağı bulunmayan, geniş bir mekana sahiptir.

                    Mardin kalesinin ön tarafında büyük bir hayvan ağılı, çokça çarşı, hanlar, medreseler, ribâtlar ve hankâhlar bulunuyor. Etrafında dolaşılınca; aralar, yollar, biri diğerinin üstünde evler vardır. Evlerin arasında bulunan her dar geçit, az altında yer alan bir başkasına kavuşuyor. Damlar; diğer evlerin görüşünü kapatmaya engel teşkil etmeyecek bir haldeler.

                Orada suyu az miktarda akan kaynaklar vardır. İçecek suları, büyük sarnıçlardan sağlanıyor. Şunda da hiç şüphe yok ki; YER YÜZÜNDE HİÇBİR KALE, MARDİN KALESİNDEN DAHA GÜZEL, DAHA SAĞLAM VE MUHKEM DEĞİLDİR.”(5)

                Hamevî’nin; yukarıda bahs ettiği bu tekke  ve zâviyelerin, icra ettikleri fonksiyonel konumu, kısaca şu şekilde sıralayabiliriz:

                A)- Daha çok yerleşik bir alanda kurulan bu yapılar, gerek kültürel anlamda, gerek aktüel olayların halk tarafından duyulması yönünden birer haberleşme merkezi görevini görmesiydi.

                B)- Stratejik olarak önemli geçit ve hakim yüksekliklerde kurulan tekkeler, ticârî kervanlara zarar verebilecek eşkıyaya engel olmak, aynı zamanda askerî intikalleri sağlama gibi bir görevi üstlenmişti.

                C)- Bu müesseseler; insanların manevî hattâ maddi ihtiyaçlarını temin ederek, onların dejenere olup, toplumun başına bela olmasını önlüyor, bölgenin insanına sahip çıkıyordu.

                D)- Şiddetli yağmur, kar ve tipi gibi kötü hava koşullarında, hareket halindeki yolcu ve kervanlara sığınma yeri oluyordu.

                E)- O devirlerde bir takım aklî rahatsızlığı olanlara, tedavi merkezi vazifesini yapıyordu.

                F)- Aç, kimsesiz, yoksul, mağdur ve mazlumların melcei  durumundaydı.

                G)- El sanatları, taş oymacılığı gibi güzel sanatların öğretildiği yerlerdi. MARDİN’DEKİ BİNALARDA KULLANILAN TAŞ MALZEMESİNDEKİ TEZYİNAT VE ESTETİK ZEVKİN, çağımıza kadar ulaşmasında, bunun  inkar edilmez bir yeri vardır.   

                Bundan başka özellikleri de olan tekke ve benzeri kurumlardan, İbn-i Abdilhak telif ettiği eserinde, Hamevî’ye benzer bir ifade kullanarak, şöyle söz eder:

                “…Mardin kalesinin altında büyük bir ağıl, başkaca çarşı, zâviye ve ribâtlar vardır…”(6)

                Kazvînî , yine aynı şekilde mevcut olan bu yapılardan söz ederek, konuya şöyle değinir:

                “…Mardin Kalesi’nin önünde hayvan ağıllarının yanı sıra; çarşı, ribâtlar ve fenâdık (hanlar, kervansaraylar) vardır…”(7)      

                  Zamanımızda Mardin merkezinde, Akkoyunlular döneminden kalan yarım-yamalak birkaç tane zâviyeye rastlayabiliyoruz. Ancak müesseselerin kuruluş devirlerine ait öyle fazla bir şey yok. Varsa da pek araştıran, haklarında bilgi derleyip sunan  bulunmuyor.

Mevcut olanlardan biri; restorasyon çalışmaları yakın dönemde biten, Gül mahallesinde, Dumlupınar İlkokulu’nun arka planında yer alan tekkedir.

                Yıllar önce başlayan düzenleme çalışmalarında, gerekli önlemler yeteri kadar alınmadığından, güneye bakan cephede mevcut olan kitabelerden bazı taşların, kimi başıbozuklar tarafından tahrip edildiği haberini almıştık. Yerinde gidip gördüğümüzde, durumun gerçek olduğunu fark ettik.

                Zaten okunamayacak kadar zamanın aşındırmasına maruz kalmış, bu nadide ve paha biçilmez değerin, bazı mahtût taşlarının, 1983’lerden sonra okula yapılan ek binanın temeline serpiştirildiğine tanıktık. Son onarımda bu durum, herkesin nazarlarına yeniden takdim edildi. Bazı mezar taşları ise iyi korunmadığından, iyice zarar görüp, kimi de harap hale getirildi. Bereket tamirat bitti de, ortaya daha çok bozulmaktan kurtarılan tarihsel bir anıt çıktı.

                En son gidişimizde; dış kapının sağ üst tarafına yerleştirilen, eski dönemlerde yazılmış, genişçe bir taş parçasına rastladık. Arapça olarak mahkûk (yazılı olan) kitabede, anlam olarak şunlar yazıyordu:

                “Dâvudiyye Tekyesi’ndeki yapılan onarım aralığı (yapım tarihiyle, tamiri arasında geçen zaman) şu şekildedir:

                Baba Haccî el-Mağribî eliyle yapılan düzenleme H.1285 senesindedir.

                Kadim zamandan imâretiyse, 586 senesiydi.”

                Bu durumda tekkenin adının “Dâvudiyye” olduğu ortaya çıkıyor. Yapım tarihininse H.586 senesi olduğu… Bu ise M.1190 yılına karşılık oluyor. O dönemlerde Mardin’de Artukoğulları’ndan; melik Hüsâmüddin Yavlak Arslan hüküm sürüyordu. Demek ki sekiz asırlık bir yapıyla karşı karşıya bulunuyoruz.

                H.1285 yılı da, M.1842 tarihine karşılık olduğuna göre; bu binanın bundan 166 yıl önce onarım gördüğünü gösteriyor. H.1285/M.1842 senesinde Ömer Latif Paşa, Mardin’e beylerbeyi rütbesiyle mutasarrıf olduğuna göre; Dâvudiyye Tekyesi’nin, onun hakimlik döneminde tamirat gördüğü anlaşılıyor.

                Gördüğümüz kadarıyla Mardin’deki bu Dâvudiyye Tekyesi, İslâm Tasavvuf tarihini en iyi anlatabilen, tekke denilen sûfiyane kurumun işlevlerini en mükemmel biçimde ifade edebilen bir tarz içermektedir. Geniş müştemilâtıyla bu tarz, taşıdığı mânâ yönünden tarihsel bir hazine kıymetindedir. Bu perspektiften bakınca; mimâri yapı üzerinde, şu değerlendirmelerde bulunabiliriz:

                A)- Girişte, avlunun kuzeyindeki revâklı su eyvanında, kaynaktan çıkıp akan berrak ve tatlı su, önündeki salsala akmakta, oradan da iç avludaki havuza kavuşmaktadır. Taşan su; bize göre vaktiyle mevcut  bir akaktan, muhtemelen sarnıç olarak kullanılan, alt giriş kapısının önündeki kümbete doğru gitmekte ve orada toplanmaktadır. Mescid olarak da kullanılan semâhânenin içinden, biriken  suyun alınıp kullanıldığı olasıdır. Burası restorasyon sonrasında, sanırız çilehâne olarak düşünülüp düzenlenmiştir. “Mardin Ulu Camii”ndeki su düzeni göz önüne alınırsa, su sarnıcı olarak yaptığımız tespitin, yabana atılmayacağı inancındayız.

                B)- Avlunun etrafında, medreselere benzer olarak, sıralar halinde dizili hücreler bulunuyor. Revâkların arka planında yer alan bu odalar, mürid ve dervişlerin barındıkları yerlerdir.

                D)- İç avlunun güney tarafında, mescidin iç kapısının sağında yer altına doğru inen, karanlık ve rutubetli bir bölüm vardır. Çilehâne denilen bu bölümde müridler; çile çekip, ruhsal olgunluk kazanırlar.

                E)- İlk katta bir hücrede, Abdülkadir Geylani’nin soyundan gelen birinin kabri vardır. Bunu mescit ve semâhane olarak kullanılan yerin avlu kapısının üstündeki, çoğu okunamayacak haldeki kitâbeden anlıyoruz. “Abdülkadir evlâdından, sütten kesilmemiş çocuğun mezarıdır (darîh)” anlamındaki Arapça ibare, durumu netleştirecek mahiyettedir.

                F)- İkinci katta, şeyhin ailesiyle birlikte oturduğu harem kısmı dikkat çekicidir. Geniş ve dönemeçli bir avlu, irili-ufaklı odalar, nazarlardan kaçmamaktadır. Eğer kısmen odalar başka amaçlarla kullanılmıyor idiyse, şeyhin ailesinin çokça kalabalık olduğu âşikardır. Buranın (klasik mânâda bir çok tekkede olduğu gibi), üst sokağa açılan bir kapısı vardır.

                G)- Güneyde, ibadet ve zikir için yapılmış semâhâne. Mescit olarak da kullanılabilmektedir.

                H)-  Mutfak, kiler, selamlık gibi isti’mâl edilen; âdeti olduğu veçhile diğer teferruat mevcut olup, bunların vaktiyle önemli hizmetler verdiği apaçıktır.   

                Önceki devirlerin şartları ve ihtiyaçları gereğince, dönemlerinde önemli hizmetler veren bu kurumlar, sonraki zamanlarda yer yer amaçlarından sapmaya başlamıştı.

               Modern zamanlarda; ihtiyaç ve koşulların değişmesi, bu müesseselere olan gereksinimi ortadan kaldırmış, tarihî olgular zincirinde, belleklerimizde tatlı birer hâtıra olarak yer almışlardır.                

                ———————————-

(5) Li’ş-Şeyh el-İmâm Şihâbiddîn Ebî Abdillâh Yakut bin Abdillâhi’l-Hamevî er-Rûmî el-Bağdâdî, Mu’cemü’l-Büldân, C.V, S.39, Dâr Sâdır-Beyrût
(6) İbn-i Abdilhak el-Bağdâdî, Safiyüddîn Abdilmü’min, Merâsidü’l-Ittılâi Alâ Esmâi’l-Emkine ve’l-Bikâ’, C.I, S.142
(7) El-Kazvînî, Ebû Yahyâ Cemâlüddîn Zekeriyya bin Muhammed bin Mahmûd, Âsâr el-Bilâd ve Ahbâr el-İbâd, S.260

 

 

 

 

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku