Dijital Medya Platformu

MARDİN’DE ARTUKLULAR DÖNEMİNDEN KALMA BİR “DÂRU’L HUFFÂZ” VE VAKFİYELERİ =ŞEYH MUHAMMED ZIRRAR=

0 2.850

Kur’an öğrenimi; dinin anlaşılması ve yaşanması sadedinde hem dünyevî hem de uhrevî anlamda büyük bir mânâ içeriyordu

Yusuf Metin Yardımcı Eğitimci/Yazar

MARDİN’DE ARTUKLULAR DÖNEMİNDEN KALMA  BİR “DÂRU’LHUFFÂZ” VE VAKFİYELERİ

=ŞEYH MUHAMMED ZIRRAR= 

                                                                                        Yusuf Metin YARDIMCI

           İslâm dünyasında daha tâ Hicrî ikinci yani Milâdî VIII. Yüzyılın başlarından itibaren Kur’an öğretimine ayrı bir önem verilmeğe başlanmıştı. Zira Kur’an öğrenimi; dinin anlaşılması ve yaşanması sadedinde hem dünyevî hem de uhrevî anlamda büyük bir mânâ içeriyordu.

          Müslümanlar Hz. Peygamber (S.A.S)’in sohbet arkadaşlarından rivâyet edilen yedi kırâati tâlim için; Kur’ân-ı  Kerim’i layıkıyla öğrenmeye, liyakatli Kurra’lar etrafında toplanarak titiz bir faaliyet içerisine girdiler. Bir takım özel mekanlarda, mescitlerde oluşan halakalarda, Kırâat biliminde mesafe kat ettiler.

          Bu mekânlarda İlâhî kelâmdaki sözcük ve ibârelerin  söyleyiş biçimleri, kıraat konusundaki ihtilafları intikal ettirenlere isnat edilen “Kırâat İlmi” tahsil edildi. Zamanla bu ürünler; Dâru’l Kurra”, “Dâru’l Huffâz”ların müfredat proğramlarının oluşmasını sağladı.

          Şu da bir hakikattir ki; İslâm dünyasında mescitler yani camiler, bir çok fonksiyonu bir arada icra eden çok amaçlı işlevsel mekanlardı. Buralarda yüksek derecede Kur’an öğrenimi mevcuttu. Bu iş için görev yapan öğretmenlerin görevine Meşihâtü’l Kırâa deniliyordu.  Hocanın kendisine de “Şeyhü’l Kırâa”…

           H.Sekizinci (M. XIV) yüzyıl ortalarında Şam’da oldukça fazla “Dârü’l Kur’ân” bulunuyordu. Şam vilâyetinde “Dârü’l Hadis” ile ortak olarak bu işlevi yerine getirdiği gibi, Kırâat-ı Seb’a da öğretiliyordu. Burada mevcut olan bir medresede öğrencilerin kalabilmesi için 300 oda inşa edilmişti. İbni BatûtaSeyahatnâme”sinde {Tuhfetü’n Nuzzar fi Garaibi’l-Emsar ve Acaibi’l Esfar} bundan söz eder.

          Mardin Artuklu ülkesi, diğer Artuklularda olduğu gibi hemen hemen tüm alanlarda müstakil bir yapı oluşturamamıştı. Mimaride olsun, iktisadî, sınâî, zirâî, askerî ve öğretim kurumlarında da durum böyleydi…  Elimizde bulunan şu andaki verilere göre SELÇUKLU Devlet yapısındaki müesseseleşme şekli taklit ediliyordu. Elbette ki zamanının İslâm ülkelerindeki, özellikle civar ve komşu devlet, beylik, Ikta vb. etkileniyordu. Bu da son derece doğaldı..

          İşte bu Kur’ân öğretme faaliyetlerini yürüten müesseselere  ANADOLU SELÇUKLULARI döneminde DÂRU’L HUFFÂZ adı verilmiştir. Ve yine kuşku yok,  o dönemlerde Mardin’de bu kurumlardan mebzul miktarda vardı. Fakat bunların çoğu zaman içerisinde ortadan yok olduğu gibi, bazıları da farklı görevler üstlendiklerinden, hangileri olduğu artık bilinmiyor.

          Bilinemediği gibi araştırma, inceleme, gün yüzüne çıkarma cihetinde de bir gayret yok..Öyle bir merak da yok.. Güya akademik hayatın içinde olanlar da, “Mardin yemeklerini nasıl ön plana çıkarabilirim?”, “Nasıl Osmanlı Saray Mutfağını Mardin taamları ile öne koyabilirim?” zorlamasının derdindeler.. Her neyse dönelim konumuza…

          Başlangıçta ve sonraki zamanlarda camilerde icra edilen bu faaliyetler, görüldüğü üzere süreç içerisinde  Kur’ân öğretim yerleri, bağımsız oluşumlar halinde karşımıza çıkmaktadır. Bu böyle olmakla beraber, öğretilen ilimlerle ilgisi yönünden ya cami içerisinde ya da çevresinde tesis edilmişlerdir. ZİRA CAMİ VEYA MESCİTLER ÖĞRENİLEN BİLGİLERİN UYGULAMA ALANIDIR AYNI ZAMANDA… Bazan da türbelerin etrafında yer alan külliyelerde Kur’ân hafızlarının Kur’ân  okuması için oluşturulan hücrelere bu ad  verilmiştir.

          Sözünü ettiğimiz bu kurumlar Anadolu’nun birçok yerlerinde mevcuttur. Mesela Konya’da bulunan, Selçuklulardan intikal eden bazı “Dâru’l Huffâz”lar hakkında kısmi bilgiler vardır. Sâhib Atâ Ferhûniye (H.700/M.1300) bunlardan biridir.  İbrahim Hakkı Konyalı bunlar hakkında yaptığı araştırmalarda sayılarının otuza baliğ olduğunu belirtir. Bunlara ait bazı Vakfiyelerde, bu mekanlar için nelerin vakfedildiğini, derslerin işleniş şekillerinden söz eder.

          Şimdi gelelim Mardin’e…

         Artuklular’dan Melik Muzaffer, diğer adıyla  Kara Arslan Ö:H.684 (M.1285) [Veya H.691 (M.1292)] zamanına denk gelen bir kitabeden söz eder Ali Emiri… Kendisinin ifadesi, ayrıca az sonra aşağıda tespit ettiği kitabenin çevirisini de yapıp vereceğimiz vakfiyeden özetle şunları anlıyoruz:

          A-   Arapça kitabe; sahabeden ZIRÂR İBN EZVER adındaki sahabinin türbesinin kapısındadır.

          B–  Kitabede adı geçen Emir Şücâüddin, Artuklu meliki Muzaffer’in veziridir. Vezirliği döneminde bu eseri inşâ etmiştir.

          C-  Emir Şücâüddin, Emir Seyfullah İshâk’ın oğludur. Melik Âdil (H.711-M.1311) zamanına kadar vezirlik yapmıştır. Kaynak bunu böyle işaret ediyor.

          D-  Kur’ân-ı Kerimin Kıraat-ı Seb’a üzerinden öğretildiğine işaret eden KURRÂ’dan söz edilmesi. Öğretmen ve öğrenciler için de ücret tahsis edilmesi, bu mekânın bir DÂRU’L HUFFÂZ olduğunu açık/seçik ortaya koymaktadır.

          E-  Zırar bin Ezver isimli sahabenin medfun olduğu ileri sürülen bu mekanın, Mardin’de şu an ikinci caddede bir tepe üzerinde olan Şeyh Muhammed Zırrar Camii’nden başkası olmadığı bellidir. Kapı üzerinde vaktiyle okunan bu yazıt, zamanımızda artık okunabilirlikten çıkmıştır.

          İçeride türbe civarındaki diğer yazıların, bu konuda uzman kişilerce tetkik edilmesi en büyük arzumuzdur.

          Bu türbenin gerçekten ZIRAR BİN EZVER’e ait olup/olmadığı konusunu da belgeleriyle bir sonraki yazıya bırakıyoruz.

          “Rahmân ve Rahim olan Allah adıyla..

          Bu fakir ve yalvarıcı/ümitli olan, mutlu kimsenin inşa ettiği eserdir. Rabbi ona rahmet etsin.

          Emîr Şücâüddîn Râşid İbn el-Emîr Seyfullah İshâk, Muzaffer’in mülkünde, bunu ve başkalarını vakfetmiştir.

          Hamam inşa etmiştir.

          Senâbil (Başaklar) yolunda bostan yaptırmıştır.

          Düneysır şehrinin batı bölgesinde, Dâhiyye oluşturmuştur.

          Hatip Köyü”nde bostan meydana getirmiştir.

          Bunların gelirlerinden bir Kurrâ[Kur’ân’ı yedi kıraat ve on rivayet dahilinde okuyan üstad hafızlar] için, her ay 20 dirhem para, bir ölçek [1,5 sa’lık] buğdayın da, üçte biri verilecektir.

          Aziz olan kitâbın (Kur’anın) tilâvetini öğrenmekte olan yirmi çocuktan her biri için de, her ay on dirhem para ve bir ölçek buğday ödenecektir.

          Bundan başka her ay, her bir kişi içinse üç dirhem, eğer bunlar okutuyorlarsa, on dirhem ve bir buçuk ölçek buğday verilecektir. Her gece de aydınlanmak için bir kıyye [100 gr. kadar eski bir ölçek] zeytin yağı, gece yarısından ve rağbet edilen -mübarek veya etüt- gecelerinde ise bir rıtıl [bir ağırlık ölçüsüdür. Mısır’a göre 460.8 gr.] zeytin yağı ve bir kıyyenin üçte biri kadar mum ile Kur’an-ı Kerim’i hatim için okuyanlaraysa iki rıtıl tatlı (helva) verilecektir.

          Bu kitabe Muharrem ayının, Hicrî…. Senesinde yazıldı. Allah kendisinden kabul etsin.’’

 

 

 

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku