Dijital Medya Platformu

EKMEK VE HAYÂL Yusuf Metin YARDIMCI

0 2.050

 

Küf kokan, derme-çatma eşya ile donatılan, güya oturma odası olan yere geçtiler.

Yusuf Metin Yardımcı Araştırmacı /Yazar


     

            Sabah erkenden kalkardı. Düğmesi kopuk gömleğini üstüne giyer, diz ve kıçtan yamalı pantolonunu ivedilikle bacaklarına çekerdi. Sokak kapısını açıp, yola çıktığında, hiç kimse onunla yarışamazdı. Koşar adımlarla mahallenin en uçtaki fırınına doğru, âdeta uçarcasına giderdi.

           Bütün bunlar; akşamdan kalma, ucuz bayat ekmek alabilmek içindi. Fırın sahibi beş bayatlamış ekmeği, iki taze ekmek fiyatına veriyordu. Erken gitmeyen; ya sıraya girip gecikmeli alabiliyor, ya da çoğunlukla eli boş dönüyordu.

           Eve döndüğünde; elinde on ekmek, bir de gazete vardı.  Dönüşte, eskiden bakkal denilen, şimdilerde market diye isimlendirilen küçük dükkanın önünden geçer, kapı önündeki  gazeteliğe istif edilen, günlük gazetelere göz atardı. Önemli bir şey görürse, bir de o gazeteden satın alırdı. Bugün de öyle olmuştu. İçeri doğru seğirterek, heyecanla seslendi:

           –Remziye kooş bak, ne aldım!… Gazete “Yılbaşı Özel Sayısı” çıkarmış!… Geel bak!…

           Kadın, mutfaktan süratle çıktı. Saçlar karışık, gözler çapaklı, elde eski bir çinko çaydan… Titreyerek:

           –Nerdee Remzi, nerdee!?  Çok şükür, nihayet biz de bir yılbaşı gecesi kutlayabileceğiz.

           Adam gururla, ekmekleri ‘ekmek sandığı’na yığdı. Üç çocuğu vardı. Hayat pahalandıkça, sanki daha çok ekmek yiyor olmuşlardı!.. Bu gidişle sermâyeyi(!) kediye yükleyecekti. Fakat şimdlik bunları düşünecek, hesap edecek zaman değildi. Göğsünü kabarta kabarta:

           –Elbette kutlayacağız,

dedi iftiharla.

            –Bak “parti zamanı” diye “Yılbaşı Özel” ilavesi de verilmiş! Haydi bakalım okuyalım da, ne yapabileceğimizi anlayıp öğrenelim.

            Küf kokan, derme-çatma eşya ile donatılan, güya oturma odası olan yere geçtiler. Çocuklar coşkuyla toplandı. Anneleri çaydanlığı, buz gibi olan eskimiş saç sobanın üstüne yerleştirdi. Hep beraber, gazete ekinin üstüne üşüştüler. Evin büyük kızı Ramize, okuma-yazması en düzgün o olduğundan, ilâveyi kaptı. Başladı okumaya:

              –Ayy bakın ne diyor Şeyla hanım; “Bana göre içkilerin kralı şaraptır. Günün her saatinde, her durumda, her yemekle içilecek bir şarap mutlaka vardır…”

              Kız sustu… Herkes birbirine bakmaya başladı. Şaşkınlıklarını, Ramize dağıttı. Devam etti:

              –“Şarabın tadını, en iyi algılayabilmek için yiyeceklerde basit tatları tercih ederim. Biraz taze kaşar, ekmek ve kırmızı üzüm olduktan sonra yanında başka bir şey aramam. Bu benim için en güzel ziyafettir.”

              Küçük oğul Ramiz, elindeki kuru ekmekten bir lokma ısırdı. Sobanın üstündeki kaynamayan çaydana, gözlerini dikti. İki çiğneyişten sonra, lokmayı öyle bir yuttu ki; gözlerinden yaşlar boşandı. Katıksız kuru ekmek, boğazdan zor inmişti. Tepesine şimşekler binmişti.

              Abla Ramize çok ara vermedi:

              –Bakın dinleyin!.. Vefa bey, “ben rakı tercih ederim” diyor. “Zeytinyağlı mezeler, beyaz peynir, kavun, lakerda, çiroz, ciğer yahni yemeğinin de sofrada bulunması gerekir. Yaprak ciğer ve kokoreçi ızgarada ‘ara sıcak’ olarak yemeği severim…”

             Ortanca çocuk Rafize’nin, gözleri şaşıydı. Bunları duyunca, gözlerinin karası iyice kaydı. Görülmez oldu. Annesi Remziye bir çığlık atarak, karşıdaki Eczacı Rukiye’nin bir gün önce beleşten verdiği ‘göz damlası’ndan kızının gözlerine, birer damla damlattı. Rafize, ancak beş dakikada kendine gelebildi. Ramize devamla:

              –Vefa Bey diyor ki; “Rakı sofrasında sakız leblebisi ile buz üzerinde masaya getirilen badem ve cevizlerin tadına da, doyum olmaz diyenlerdenim.”

             Baba geriye doğru yayıldı. Pişkin pişkin sırıttı. Ramiz küçüktü amma cin gibiydi. Odanın köşesinde dört-beş tane leblebiyi gördü. Atılıp aldı. Ağzına tıkıp, takur-tukur çiğnedi… Ve de tek hamlede yutuverdi. Gözleri yine yaşarmıştı.

              Ramize başka bir sahife çevirdi.

              –Dinleyin, dedi. İçki kadehini seçerken, “cam üzerinde kesinlikle baloncuklar olmayanını, dudak temasının olduğu bölümün ince olanını” seçeceksiniz. “Beyaz şarap kadehlerinin ayağının alt bölümünden tutup, böylece şarabın el temasıyla ısınmasının önüne geçeceksiniz.”

              Remziye kalktı. Sobanın içine, birkaç parça karton ve kırık inşaat tahtası yerleştirdi. Çakmakla tutuşturdu. Az sonra çaydan ısınmaya, ekmekler de kızarmaya başlamıştı.

              Baba kızının elinden gazeteyi kaptı. Hızla okudu:

              –Rock’çı Frank Zappa diyormuş ki; “bir biranız ve hava yolu şirketiniz yoksa, gerçek bir ülke olamazsınız.”

              Büyük kız: “O halde biz hiçbir zaman gerçek bir ülke olamadık” dedi. Ramiz:

              –Ne olur baba!.. Biz de, gerçek bir ülke olalım dedi, gevrek gevrek gülerek. Remzi “Hoostt” diye bağırarak, herkesi susturdu.

              –Cahil cahil konuşmayın, diye söylendi. Bakınız William Shakespeare ne diyor; “bir bardak bira ve güvenlik için, bütün şanımı verirdim” diyor. Sizi şamatacılar, sizi yaygaracılar sizi!…

              Rafize anlamamıştı. Gözleri yeniden kaymaya başlamıştı. “Baba biz coca cola  içsek, olmaz mı!?

             –Olmaz, o Amerikan işi…

              –Peki pepsi cola!?

              –O da olmaz! O da aynısı…

              –O halde sheeps cola!?

              –O da olmaz. Bence bizden bir şey olsun. Meselâ…

               Ramiz atıldı:

               –Baba Zemzem Cola olsun, olmaz mı?

               –Olur olur. Bak bu olur. Hem de, Cola Turca bile olur. Bunlar bizim…

               Ramize hışımla bağırdı:

               –Sonuçta hepsi kola ve hepsi de bir. Bırakın bu saçmalıkları Allah aşkına!…       

               Ortalık karışmıştı. Çay da fokur fokur kaynamış, ekmeklerin ise kimisi yanmıştı. Remziye birden hatırlamış gibi:

               –Okuldan istemişler. “Aile Birliği” aidatları isteniyor. Üç çocuk için, on beş kağıt. Spor parası, on kağıt. Kızılay Kolu, beş kağıt. Yerli Malı Haftası…

               –“Yeteeer” dedi Remzi, asabiyetle… “Doldur çayımızı da, kuru ekmeğimizle içelim. Nereden getirdim şu gazeteyi de, başımıza iş açtım!?”

               Herkes susmuştu Rafize’nin gözleri bu sefer tümden kaymıştı. Remziye kızı için göz damlasını hemen getirmişti. Ancaaak…

               Şişede bir damla bile ilaç kalmamıştı.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku