Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

BİRİNCİ HAÇLI SEFERİ:AVRUPALILAR SÛRİYE’DE İNSAN ETİ YEDİ!

0 6.020

BİRİNCİ HAÇLI SEFERİ:
AVRUPALILAR SÛRİYE'DE İNSAN ETİ YEDİ!

Yusuf Metin Yardımcı

Mecd Ebû Reyyâ

Çeviri: Yusuf Metin YARDIMCI

               İslâmi Doğu‘ya karşı Haçlı Seferleri düşüncesi, başlangıcından itibaren, Papa‘nın Avrupa’da kurduğu dinî ve ideolojik bir temelde ortaya çıktı.

              Batılı Hıristiyanların Kudüs ve Doğu‘daki kutsal yerleri ele geçirme ve onları Müslümanların elinden alma hakları olduğu bahanesiyle, bu mesele Avrupa kral, ordu, şövalye ve halklarınca kutsal bir görev kabul edilinceye kadar, “Haç Sancağı”nı korumak ve güya “Tanrı sözünü yeryüzünde yaymak” gayesine matuftu.

              Ancak bu dünyada; semâvî veya dünyevî kaynağı ne olursa olsun, Haçlı ordusunun Kudüs‘ü işgal etmek için ilk seferlerinde yaptıklarını meşrulaştıran hiçbir inanç mevcut değildir.

              Onlar -inançlarına göre- Filistin‘de İsâ‘nın mezarına doğru giderken, savunmasız ve masum Müslümanların etlerini yiyip karınlarını doyurarak, tarihin en kanlı katliamlarından birini yaptılar.

              Bu makalemizde 1098-1099 yıllarında Haçlıların insan eti yemesiyle “Maarretü’n-Nu’mân Katliamı” olarak bilinen acı bir olaydan bahsedeceğiz.

              Birinci Haçlı Seferi – Vahşet ve İlkellik

              Daha önce sözünü ettiğimiz, 1096’da başlatılan ilk haçlı seferinin arka planında, 1095’te Papa II. Urban‘ın davet ve kutsaması üzerine, Avrupalı ​​şövalye ve prensler komutasında ordularına erzak, silah ve teçhizat sağlandı.

              Yoksulların Seferi’ni takip eden bu organize hamle; Lorraine Dükü Godfrey önderliğinde, Narbonne Dükü Raymond de Saint-Gilles, Toronto Kontu Boemond, Flanders Kontu Robert II ve Vermandois Kontu Büyük Hugh tarafından yönetilen bölünmüş grupları içeriyordu.

              Kudüs‘e gitmeden önce buluşma noktası olarak Konstantinopolis‘te buluşmaya karar verildi.

              Haçlı orduları, Müslüman Selçuklular tarafından yönetilen İznik şehrine hareket etti. 1097’de şehir düşerek ellerine geçene kadar şiddetli bir şekilde kuşatma altına aldı.

              Bu, Haçlıların ilk seferlerindeki ilk zaferiydi.

              Dolayısıyla bu başarı, Avrupa‘da neşe ve coşkuyu arttırarak, Haçlı Seferine asker ve malzeme desteğinin artmasıyla sonuçlandı.

              Sefer Antakya’ya doğru yoluna devam etti. Godfrey‘in kardeşi Baldwin (Baudouin), kuvvetleriyle birlikte Haçlı ordusundan ayrılarak Doğu’daki ilk Haçlı prensliğini ele geçirip kurduğu Edessa (Ruhâ-Urfa) Emirliği‘ne yöneldi.

              Haçlı ordusu Antakya‘ya vardığında aylarca süren sıkı bir kuşatma uyguladılar.

              Ancak Haçlılar, kulelerin muhafızlarından birinin ihanet etmesinden sonra nihayet Antakya‘ya girebildiler. Feyrûz adındaki bir hayin onların kuleye çıkmalarını sağlayarak, şehre girmeleri için kapıları açtı.

              Bu adam Ermeni asıllı bir Müslümandı ve Antakya Emiri, Yağı Sayan‘ın oğluydu.

              İbnü’l-Esîr‘in el-Kâmil fi’t-Târîh adlı eserinde bahsettiğine göre; karaborsada ticaret yapmakla suçlanmış, büyük bir para cezasına çarptırılmıştı. Bu yüzden Feyrûz intikam almak istemişti.

              Haçlıların Antakya‘da yaptıkları büyük bir yıkımdı. Lübnanlı-Fransız yazar Emîn Ma’lûf, el-Hurûbu’s-Salîbiyyetu Kemê Reâhê’l-ArabArapların Gözüyle Haçlı Seferleri– adlı kitabında şehrin ateş ve kan içinde battığını söylüyor.

              Erkekler, kadınlar ve çocuklar çamurlu sokaklarda kaçmaya çalışırlar. Lâkin süvariler onları zahmetsizce yakalayıp katleder. Boemondo böylelikle şehri ele geçirerek doğuda ikinci Haçlı prensliğini kurar.”

              Maarretü’n-Nu’mân’da Müslümanların Etini Yediler

              İnsanlık tarihinde kaydedilmiş iğrenç ve insanlık dışı bir katliamdan söz etmek için buradayız.

              O katliam ki; 1099 yılında İdlib‘in güneyinde yer alan Sûriye şehri Maarretü’n-Nu’mân sâkinlerine karşı Haçlılar tarafından tüm barbarlıklarıyla işlenmiştir.

              Aynı yıl içinde ele geçirdikleri Kudüs‘e doğru yola çıkarlar.

              Emîn Ma’lûf bize; el-Maarre halkının doğasını, varlıklarının iyi olduğunu, üzüm bağlarının, zeytin ve incir alanlarının onlara mütevazı bir refah sağladığını anlatıyor.

              Şehirlerinin yönetim işlerine gelince; bu, iktidarla hiçbir ilgisi olmayan bazı iyi yerel ileri gelenler tarafından yürütülüyordu.

              Maarre‘nin kuzey doğusunda yer alan Antakya’da meydana gelen korkunç katliamların arka planında kent, komşu köy ve şehirlere endişe ve korku sızmaya başlayana kadar şehir sakindi.

              Haçlı ordusu Maarre şehrine saldırmadan önce yakınındaki köylere baskın ve yağma hâdiselerine başladıktan sonra endişeler artmaya başladı.

              Orada, muktedir ailelerin bir kısmı diğer şehirlere kaçtı. el-Maarre halkının çoğu ise bilinmeyen akibetlerini bekliyordu.

              1098‘in sonunda, ordusu olmayan Maarre‘ye yönelen Haçlı ordusu, şehri her yönden kuşattı. Şehir sâkinleri, askerî tecrübesi olmayan birkaç yüz gençten oluşan basit bir yerel milis oluşturdu.

              İbnü’l-Esîr‘in el-Kâmil kitabında anlattığına göre, başlangıçta Haçlı ordusuna karşı şehir surlarında tüm güçleriyle direndiler. Fakat bir süre sonra aralarında korku ve panik üst üste gelince evlerine kaçtılar.

              Maarre halkı, Haçlılara sığınmaktan başka çare bulamadı. Böylelikle şehrin ileri gelenleri Boemondo ile temasa geçtiler.

              el-Maarre‘yi kuşatan Ehl-i Salip ordusunun başında bulunan yeni Antakya Emiri, onlara savaşmayı bırakmaları halinde hayatta kalacaklarına dair söz vererek bazı binalardan çekildi. Bu minvalde anlaşarak aileler şehrin evlerinde toplandı.

              Ama bu anlaşmadan sonraki günün şafağında, Haçlılar şehre girerek önlerine çıkan herkesi öldürdüler.

              İbnü’l-Esîr, yüz binden fazla insanı öldürüp birçoğunu esir ettiklerini söylüyor.

              Ancak Ma’lûf, bu sayının doğru olmadığını ve ölü sayısının on binden az olma ihtimalinin yüksek olduğunu söyler. [Yirmi bin olduğu rivayetleri de var. Y.M.Y.]

              Korku Yalnızca Kurbanların Sayısında Değil

              O dönemde yaşamış Fransız tarihçi Rudolf Keane‘in (كين رادولف) kaydettiği şu itiraftan, durumun vahşetinin büyüklüğünü abartmadan tasavvur etmek mümkündür:

              “Maarre’deki -haçlı- grubumuz, çömleklerde yetişkin olan putperestleri (yani Müslümanları) kaynatarak haşlıyor, çocukları da şişlere geçirerek ızgara yapıp yiyorlardı.”

              Bu sefere katılan tarihçi Chartresli Fulcher ise trajik olayı şöyle anlatır:

              “Ürpererek söyleyebilirim ki, birçok insanımız çılgın bir açlıkla hareket ediyor, ölü Arapların kalçalarından et parçalarını alıp ızgarada pişiriyor, tam pişmesini beklemeden vahşice yiyip bitiriyorlardı.”

              Haberin Papa‘ya ulaşmasından sonra Haçlıların iğrenç eylemlerini haklı çıkarmaları için sebep göstermeleri gerekiyordu.

              Gerek Papa, gerek Haçlıların Araplara ve Müslümanlara kültürel ve medeniyetsel üstünlüklerinden dolayı duydukları kin ne olursa olsun; yapılan bu vahşi eylem her inançtan insana yasaklanmıştır. O olayı takip eden yıl içinde Haçlılar Papa‘ya resmî bir gerekçe mektubu hazırlayıp gönderdiler.

              Mektupta şöyle deniyordu: “Ordu, Maarre‘de korkunç bir kıtlık yaşadı ve Müslümanların cesetleri ile beslenmek gibi haksız bir zarurete başvuruldu.” Gerekçede orada bulunan haçlı askerlerinin şiddetli bir kıtlıkla karşılaştığını, yaptıkları iğrençliğin bu nedenle mazur görülmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı.

              Maarre savaşına katılan Fransız tarihçi Aixli Albertin şu  sözü ise hakikaten yürek burkucudur: “Bizim topluluğumuz ölü Türkleri ve Arapları yemekten rahatsız olmazdı. Ayrıca köpekleri de yedi.”

              İbnü’l-Esîr; “Açlığın Haçlıları Müslümanların etini yemeye zorladığı” gerekçesine cevaben, bunun hiç de mantıklı olmadığını söyler.

              el-Maarre sâkinlerinin o uğursuz kış mevsimi boyunca açlıkla açıklanamayacak davranışlara tanık olduklarını söylüyor. Fanatik ücretli Frank çetelerinin ne yaptıklarını zaten fiilî olarak görebiliyorlardı. el-Tufûr grubu gibi…

              Müslümanların etini kemirmek istediklerini ileri sürerek kırsal kesime yayılıyorlar, akşamları da avlarını yemek için ateşin etrafında toplanıyorlardı.

              Durum bu trajik şekliyle devam etti. Tâ ki Haçlılar 1099 yılı başında Maarre şehrini terk edene kadar.

              Fakat oradan ayrılmadan önce şehrin bütün evlerini ateşe verdiler ve güneye, Kudüs‘e ulaşmak için acımasız seferlerini tamamlamak için yola çıktılar.

              Haçlılar, Mukaddes Şehir‘e girdikten sonra, halkına felaketleri yaşatarak, savunmasızların, masumların kanını dökmekten çekinmediler.

              Şehrin sokaklarında dolaşarak karşılaştıkları tüm erkek, kadın ve çocukları katlettiler. Güvenli evler onların vahşi saldırılarından kurtulamadı. Bu durum, şehre girdikleri gün boyunca devam etti.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku