Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

GEÇMİŞ İSLÂM MEDENİYETİ TÜKETİCİ HUKÛKUNU NASIL KORUDU?-II-

0 4.654

“Dükkanlarının çatılarını yükseltmek, kapılarını açık tutmak, fırınların tavanlarında dumanın çıkacağı geniş bir havalandırma deliği/baca açılmalı ki, insanlar bundan zarar görmesin.

Yusuf Metin Yardımcı


              Arapça’da; “hesap etmek, saymak, yeterli olmak” anlamlarındaki “hasb” kökünden türeyen “ihtisâb” masdarından isim olan “hisbe” sözcüğü, Kur’ânî bir terim olarak; “emr-i bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker” prensibi uyarınca gerçekleştirilen genel ahlâkı ve kamu düzenini koruma ve kollama fonksiyonlarını, özellikle de alâkalı kurumu ifade eder. (bknz. Âl-i İmrân: 104-110)

              Bu işle görevli memura; muhtesip, veliyyü’l-hisbe gibi bir takım isimler de verilmektedir.

              İhtisâb ise anlam olarak; “Sevabını Allah’tan umarak bir işi ifâ etmek, akıllı ve basiretli bir şekilde yönetmek; çirkin bir iş yapanı kınayıp hesaba çekmek”tir.

              Gerçek şu ki; tüccarların açgözlülüğü, yüksek fiyatlar, arz sahtekarlığı/dolandırıcılığı veya ahlâkın bozulması karşısında muhtesibin varlığı gerekliydi. Bu tür işlerin ihmâl edilip kayıtsız kalınması, zaman zaman toplumsal huzursuzluğa ve devrimci karışıklıklara neden olan şeyler arasındaydı.

              Taberî tarihinde anlatıyor:

              H. 307 yılında Bağdat’ta: “Halk, yüksek fiyatlara kızarak galeyana geldi. Câmilerde minberleri kırarak namazı bıraktı. Köprüleri yakarak, Dâre’l-Rûm (Roma Evi)’a gidip orayı yağmaladılar.

              Daha sonra halîfe el-Muktedir, bu tâlâncılardan bir çoğunu tutuklatarak idâm ettirdi. Ardından güvenlik (polis) şefi Hâmid’i çağırarak Bağdat’ta bazı gelir getiren yerleri satmasını emretti. O da denileni yaparak bazı irâdı sattı. Böylelikle piyasadaki her türlü ölçü için beş dinarlık bir düşüş oluştu.

              Muhtesib İbrahim bin Batha, küsüp/boykota giren Ümmü Ca’fer (mahallesine)’e gitti. Un çuvalını elli dinar olarak fiyatlandırdı. Böylelikle halk memnun olarak sustu. Fiyat da düştü.”

              Bilge insanlar bu realiteleri gerektiği gibi anladılar. Hisbe ve muhtesib meseleleri, işyeri ortam ve şartları, çalışılan gündelik alanlarla ilgili  yeni bir te’lif türü ortaya çıktı. Abdirrahmân el-Şeyzerî‘nin (Ö.H. 590/M.1193) “Nihâyetü’l-Rutbeti’z-Zarîfeti fî Talebi’l-Hisbeti’ş-Şerîfe” adlı kitabı gibi..

              el-Şeyzerî; “hisbe ve muhtesibin tanımını, tüccâr ve esnâf/zanaatkâr türlerini, çarşı ve ağırlıkları, nakit parayı ve muhtesibin neler yapması gerektiğini” ele aldı.

              Bu kitapta el-Şeyzerî‘nin; ihtiyaçlar sadedinde vazifenin özellikleri, dakiklik ve hassâsiyet hakkında bir bilinç/farkındalık alanı gördük. Altıncı bölümde hisbe başlığı altında ekmek pişirilen fırınlarda şunların şart koşulduğuna şâhit oluyoruz:

              “Dükkanlarının çatılarını yükseltmek, kapılarını açık tutmak, fırınların tavanlarında dumanın çıkacağı geniş bir havalandırma deliği/baca açılmalı ki, insanlar bundan zarar görmesin.

              Fırıncı fırını ısıtmayı bitirirse, iç tarafını temiz bir bezle siler, sonra ekmeği pişirmeye başlar. Muhtesib görevini üstlenen kişi ise, özel defterlerine fırıncıların isimlerini ve dükkanlarının yerlerini yazar. Sonra ihtiyaç hâlinde onu yanına davet ederek bilmesi gereken konuları kendisine öğretmeğe başlar. Su kaplarını temizleyip üzerlerini örtmelerini, hamur yoğurma teknelerini yıkayıp temizlemelerini, ekmeğin üstünün neyle örtülmesi gerektiğini ve daha neler yapması lâzım geldiğini tek tek emreder.

              Hamur yoğuran işçi ayak, diz veya dirsekleri ile yoğurmaz. Çünkü bu yemeğe karşı hakaret demek olup, onu hor görmektir.

              Diğer taraftan bedeninin her hangi bir tarafı ve özellikle koltuk altından hamurun içine ter damlayabilir. Onun için üzerinde bir örtü veya kesik kollu bir pelerin/aba olmadan da hamur yoğuramaz. Yüzüne maske takması gerekir ki; aksırma anında veya konuşma esnasında bir damla bağlam veya sümük/mukus, hamurun içine sıçramasın!..”

              el-Şeyzerî eserinde; fırıncıların eğitim, beceri, kamu ve özel temizlik açısından yerine getirmesi gereken şartları, çalışmaları sırasında uymaları gereken güvenlik ve hijyen kurallarını, muhtesibin bu faaliyeti gece gündüz izleme gerekliliğini yazmaya devam ediyor.

              Görüldüğü gibi, bu kitap bundan dokuz yüz yıl önce beşeriyetin büyük vicdanlarından el-Şeyzerî tarafından yazılmıştır. Tüketicileri genel nüfûs içinde koruma meselesiyle ilgilenen, her türden meslek ve sektördeki tüccâr ve işveren haklarını ele alan en eski insanî miras metinlerden biridir.

              Ruhu şâd olsun!..

              Bu tür yazılan eserler sonraki çağlarda da varlığını sürdürdü. Abderrahmân el-Fâsî el-Mağribî‘nin MS 17. yüzyılda te’lif ettiği “Hıttatü’l-Hisbe” risâlesinde, el-Mağribî’ şöyle diyor:

              “Muhtesip konusunda; onun muhtelif mıntıkalardaki  ifâ ettiği görevlerinin ne olduğuyla ilgili yolda yürümeye devam ediyoruz. Ki dinî işlevlerden olup, görevlerinin başında gelen çarşı/piyasa konusu, ordan başladı. Tarih prosesinde de faaliyetlerinin ekseriyeti gerçekleşti.

              Şimdi biz en geniş anlamıyla çarşı mevzuunda, onu kendimize hedef alıp işlemek durumundayız. Bayındırlık faaliyetlerinin artıp, bölgelerde kentleşme fazlalaştıkça, sanayi ve ticarette talepler artmış, farklı pazarlar ve farklı yaşam gereksinimleri oluşmuştur.

              İktisâdî hayatın ihtiyaç duyduğu her şeyde; muhtesib faaliyetinin ağırlıklı olarak pazardaki işlemlerde dolandırıcılığın önlenmesi üzerine yoğunlaştığını göreceğiz.

              Yiyecek, içecek, giysi, mutfak eşyaları ve ticaret malı dahil olmak üzere çarşıdaki sergilerin güvenliğini sağlamak için bunun böyle olması icap ediyordu.

              Nitekim muhtasibin görevi; tedâvüldeki paranın geçerliliğini izlemek ve Darphâne, yani para basım evinde çalışmaktan öteye geçer.

              Ortaya çıkmayan sahtekarlık ve anlaşılması zor olan yalanlar, tekelleşmeyle mücadele, fiyatları takdir edip kontrol altında tutma, pahalılık ve hileli/yüksek fiyatlarla savaşım, çeşitli tahıl ölçekleri (mikyâl/mekâyil) ve teraziler hususunda Değerleme Uzmanlığı, uzunluk ölçüleri, fiyat sıçramaları, farklı ölçü birimleri  ve tedârik/lojistik konularında ihtisas, ödenmesi gereken borçların ertelenmesi ve isâr (başkasının yararı için özveri) ile ilgili meselelerde hakimiyettir. Ayrıca bu kontrol, endüstri sahasında da uygulama geçerliliğine sahip olmalıdır.

              Yani Muhtesib’in vazifesi; mesleklerinde sahtekarlık yaparak profesyonelleşen insanları tespit edip, onların başkalarını aldatmalarını önlemeye ve sınırlamaya yöneliktir.

              Elinde mevcut olan mevzûat ve müfredâtı empoze edip uygulayarak, sahtecilik ve bunun sonucunda ortaya çıkan kayıplara engel olmaktır. İster endüstri, ister tâcir ve işçi veya ürünleri tüketenler için olsun, hiç fark etmez, bu böyledir..”

              Elimizdeki tarihî gerçeklerde; çarşı, endüstri, tüccar ve zanaat alanında ihlâl edilen, şehir, insan hakları ve çevreye karşı tehdit oluşturan her şeye karşı Muhtesib‘in otoritesinin genişliğine dâir sayısız doküman var.

              Abbâsi halifesi el-Muktedi Billâh (Ö.H 487/M.1094) Muhtesib olarak Bağdat‘ı idâre etmişti. Yönetimi esnâsında:

              “Harem bölgesinde yağma yapıp, işletmeleri satan ve bunu inkâr eden bir grup  yağmacıyı eşeklere bindirerek kendi aleyhlerinde bağırtarak teşhir etti. Ardından da onları batı taraflarına sürgüne gönderdi.

              İnsanların önlüksüz (peştemâlsız) olarak umûmi banyolara girmelerini yasakladı.

              İnsanlar hakkında bilgi edinmek ve onları izlemek için, damlarına çıkıp güvercinlerle oynanmasını, hamamların Dicle Nehri’ne banyo sularını akıtmalarını men etti. Atık suların kuyularda biriktirilmesini sağlamak için, hamam sahiplerini kuyu açmaya mecbur bıraktı. Balık ve tuzlu olan ne varsa en-Necmî’ye geçip orada yıkanmasını sağladı…”

              Bağdatlı tarihçi, bilgin ve hukukçu İbnü’l-Cevzî‘nin (ö.H. 597/M.1200) “el-Muntazim fî Târîhi’l Mülûk Ve’l Ümem – Melikler ve Milletler Târihi’nde Düzen” isimli önemli tarihsel metninde değindiği şu noktalara dikkat çekmek istiyoruz:

              “Muhtesibin yetkilerinden birinin de; genel ahlâkı denetlemekten sorumlu olduğu, kadınların çalıştırıldığı Genelev’leri kapatıp, içindekileri Bağdat dışına sürgün ettiklerini sayabiliriz.

              Bunların yanı sıra, insanların yıkanmak ve kan aldırmak için umûmun gittiği hamamlarda  edep ve ahlâka saygı duymanın gerekliliğini de kaydediyoruz.

              Hatta Dicle Nehri’nin kirlilikten korunması için, içine pis hamam sularının atılmasının, balıkların temizlenip atığının nehrin içine bırakılmasının engellendiğini, bu tür işler için uygun yerler tahsis edilerek, sıkı bir şekilde kontrol mekanizmasının işlediğini de” rahatlıkla söyleyebiliriz.

              Tüm bunlar, İNSANLARIN GÜNLÜK HAYAT KALİTELERİNİ YÜKSELTMELERİ İÇİN; DİNSEL, DEĞERSEL, KÜLTÜREL VE İŞLEVSEL BİR SİSTEMLE YETKİNLİĞİ VE HUZÛRU ARAYAN BEŞERİYETİN İFTİHAR MANZÛMELERİDİR.

              En nihâyet anlattıklarımız birey ve toplumun; iyi ve temiz gıda almalarını, aldatılmamalarını, manevî değer ve bedenlerinin ezâ ve zarar görüp mağdur edilmemesini, ahlâki ve psikolojik güvenceden yararlanmalarını sağlayan İslâm Medeniyet Tarihi’nin gizli yanlarından bazılarıdır.

* * *

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku