Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

HUCR BİN ADİY – İSLÂM’DA İDAM EDİLEN İLK SİYÂSÎ RAKİP(I)

0 4.906

HUCR BİN ADİY - İSLÂM'DA İDAM EDİLEN İLK SİYÂSÎ RAKİP
(I)

Yusuf Metin Yardımcı

Muhammed Salâh

Çeviri: Yusuf Metin YARDIMCI

             Şimdi, hicretin birinci yüzyılının ortalarında, Irak‘ta Ebû Süfyan bin Harb‘ın gayri meşru oğlu Ziyâd bin Ebîh’in valiliğinde bir Cuma günü, Kûfe Ulu Camii‘nin en unutulmaz günlerinden birindeyiz.

              Emevî halifesi Muâviye bin Ebî Süfyân‘ı devletinin en tehlikeli yerleri ve muhaliflerinin ilk kalesinin valiliğini bu adama devretmesi için söz konusu olan kan bağı, yegâne sebep değildi.

             Bu sebeplerden bir başkası da; birkaç yıl önce, İmâm Alî bin Ebî Talib‘in adamlarından birinin, hicrî 40’ta (M.660) sûikasta kurban gittiği sırada Fars‘ın yöneticisi olduğu içindir.

             Ziyâd, olağanüstü miktarda politik kurnazlıkla karakterize olmuştu. Belki de bu kurnazlık; gemisinin dümenini 180 derece, sultayı elinde bulunduran Emevîlerin kazançlı kılan rüzgarının yönüne çevirmesini sağlayan şeydi. Muâviye onu, kendisine kardeş yaparak ödüllendirdi.

             İslâm tarihinde daha önce olmamış bir şekilde ona “Ziyâd ibn Ebî Süfyân” adını verdikten sonra Iraklılar üzerine vâli yaptı.

             Ziyâd; muhaliflere baskı yapmaktan çekinmeyen, sert ve tedbirli bir adamdı. Muâviye‘nin talimatı üzerine Iraklıları ezerek, dirençlerini kırıp, itaat etmelerini sağlamak için şiddetini yoğunlaştırdı.

             Hicrî 51 yılındaki anılan günde Ziyâd, mescitte ibâdet edenlere bir hutbe irâd ederek – ki o iyi bir hatipti- fazlasıyla köpürüp, Iraklıları vahşet ve zulüm ile tehdit etti.

             Ziyâd‘ın öfkesinin sebebi, Kûfe‘nin ileri gelenlerinden biri olan Hz. Alî‘nin taraftarlarından olan Hucr ibn Adiy idi.

             Ziyâd‘ın Basra‘daki yokluğunda, Kûfe‘de onun nâibi Amr bin Hureys ile husûmet ederek, minbere çıktığında onu şiddetli şekilde çakıl taşlarıyla taşlamıştı.

             Bunun sebebi ise; Emevî yöneticisinin, İmâm Ali‘yi küçümseyerek, Muâviye bin Ebî Süfyan‘ı abartılı olarak övmesiydi.

             Ziyâd, Kûfe‘deki aşiretlerin ileri gelenlerine; Muâviye ve Emevîler aleyhinde ve Hz. Ali‘yi savunmak için sesini kesmeyenleri caydırmak, oğullarının Hucr bin Adiy ve arkadaşlarının etrafında toplanmaması için baskı yaptı.

             Nitekim Ziyâd’ın yaptığı aşırı baskılar; polislerinin arkadaşlarıyla birlikte onu tutuklamasına kadar, Hucr’un yardımcılarının çoğunun korkmasına neden olarak, onu desteklemek arzusundan uzaklaştırmayı başardı.

             Ziyâd, Muâviye bin Ebî Süfyan‘a haber göndererek; “Hucr bin Adiy‘in, kendisiyle birlikte çalışanlarına defalarca sataşmasına maruz kaldığını, halifeliğe karşı açık düşmanlığını ve Irak’ta silahlı bir isyan hareketinin çıkabileceğinden” şikayetçi olmuştu.

             Muâviye, Ziyâd‘dan “Hucr bin Adiy‘i, ona bu hususta destek verenlerle beraber tutuklayarak kendisine göndermesini” emretti.

Bundan sonra Doğu Akdeniz’den yayılan haberler, İslâm Devleti genelindeki kamuoyunu şok etti.

             Konvoy Şâm’a varmadan önce Muâviye adamlarına, ‘Hucr bin Adiy’ ve destekçilerinden altısını öldürmelerini emrederken, diğer altı kişiyi ise şefaat ve arabuluculuk sebebiyle affedip, serbest bıraktı.

             Ölüm cezası Şâm yakınlarındaki Merci Azrâ’ banliyösünde infâz edildi.

             Paradoksal olarak hadiseye bakarsak Hucr bin Adiy, on yıllar önce idam edildiği bu yerlerin “fâtihler grubunun” lideriydi. Bugün ile dün arasındaki fark, ne kadar büyük!.

             «Kim islâmda iyi bir çığır açarsa açtığı çığırın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir.

             Kim de islâmda (müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından bir şey eksilmeden ona aittir.» HADİS

             Bu, İslâm tarihinde ilk kez bir Müslüman hükümdarın ellerinde kılıç, savaş meydanında olmadıkları halde siyâsî muhaliflerini tutuklattıktan sonra öldürülmesi emrini vermesiydi. Daha önce tarih böylesine bir tuhaflık ve gaddarlığa şahit olmamıştı.

             Pek çok Müslümanın zihninde bu kanlı örneğin yarattığı şoku güçlendiren şey, halife Osman bin Affan‘ın Medine’de isyancıların kendisini kuşattığı esnada, kan dökülmemesi için âsilere karşı askerî kuvvet kullanmayı reddetmesiydi.

             Bu şaşkınlık ve şokun halk üzerinde yarattığı yüksek tesir; halife Osman bin Affan‘ın bu hususta ilk kurban olmayı tercih etmesi de dahil olmak üzere diğer Râşit Halifelerin pozisyonlarının da benzer bulunmasının, hafızalarda henüz tazeliğini korumasıdır.

             Aynı şekilde, İmâm Alî’nin Hâricilerle ilgili tavrında da bunu görüyoruz. Onlara haber göndererek kanuna aykırı şekilde kan dökmemelerini,  durmalarını emretti. Ancak bu kırmızı çizgiyi geçtiklerinde onlarla savaştı. Hicrî 37 yılında Nehrevân Muharebesi’nde onları ezdi.

             Ve şimdi Hucr bin Adiy‘in öldürülmesinin köklerine, esas nedenlere geri dönüyoruz.

             HUCR BİN ADİY… İSYÂNI SÖNMEYEN BİR RUH

             “O, erdemi/iyiliği emreden, itaatkâr ve şerefli bir komutandır. İnkâr öncesinde bile Alî’nin taraftarlarından idi. Emîrin iki sırasına da tanık oldu. Sâlih ve âbid biriydi.” diyerek, “Siyeru E’lâmi’n-Nübelâ” isimli biyografik eserinde Hafız ez-Zehebî, Hucr bin Adiy hakkında böyle konuşuyor.

             Tarihçiler, Hucr bin Adiy el-Kindî‘nin sahâbe mi, yoksa tâbiînden mi olduğu konusunda ihtilaf ettiler. Ancak kişisel niteliklerinden bahsetmek ve yüce niteliklerini övmek konusunda farklılık göstermediler. “Hucr el-Hayr” ise onun lakabıydı.

             Hucr bin Adiy, İslâmi fetih ordularına katıldı ve Kâdisiyye’de Sa’d bin Ebî Vakkâs’ın yanında savaştı. Şâm‘ın bazı fetihlerine katkıda bulundu. Bu nedenle yukarıda söz edildiği gibi Şâm yakınlarındaki Mercu Azrâ’ bölgesini fetheden seriyyenin komutanıydı.

             Hucr, Alî bin Ebî Talib‘in en sadık destekçilerinden biri olduğu için büyük çekişmelerin yaşandığı günlerde öne çıktı. Onunla Cemel Harbi’nde; mü’minlerin annesi Ayşe, Talha ve Zübeyr ordusuna karşı savaştı. Daha sonra Muâviye ve Şâm ordusuna karşı Sıffîn Savaşı‘nda, Hz. Alî ordusunun komutanları arasındaydı. Ayrıca Hâricîlere karşı Nehrevân Savaşı’nda İmâm Alî’nin ordusunun önderlerinden biriydi.

             Hucr; cesârette kuvvetli, dik başlı birisiydi. Hicrî 41’de hileyle meydana gelen barış musibetinin sürecini kabul etti.

             Ancak barış yıllarında öfkesini kışkırtan, Emevî yöneticilerinin Alî bin Ebî Tâlib ve taraftarlarına sürekli meydan okumasıydı. Bu yüzden her zaman onları gözlüyordu.

 

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku