Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

HUCR BİN ADİY – İSLÂM’DA İDAM EDİLEN İLK SİYÂSÎ RAKİP(II)

0 3.755

 

HUCR BİN ADİY - İSLÂM'DA İDAM EDİLEN İLK SİYÂSÎ RAKİP(II)

Yusuf Metin Yardımcı

     

Muhammed Salâh

Çeviri: Yusuf Metin YARDIMCI

           Irak.. Yer Altından Kaynıyor

              Ordusunun çoğunluğu Iraklı askerlerden olan Hz. Alî ile henüz Osman bin Affan‘ın katillerini yakalayıp, intikam almadığı bahanesiyle Mü’minlerin emîrine itaat etmeyi reddeden Şam vâlisi Muâviye arasında yıllarca süren savaşlar olmuştu.

              Bunlardan çok zaman sonra Hasan bin Alî ile Muâviye arasında, Müslümanların halifeliğini ilki, ikincisine kan dökmemek karşılığında teslim etmişti. Ve meşhûr uzlaşmanın üzerinden yıllar geçmişti.

              Iraklıların çoğunluğunun ruhları Muâviye ve Emevîlere karşı kızgın kaldı. Özellikle de onların; Iraklılara karşı şiddet politikaları uygulaması, İmâm Alî ve onun taraftarlarını (şiâsını) küçük düşürüp, küfretme eğilimine girmeleri nedeniyle..

              Başlangıç, Arapların dâhi ve akıllılarından biri olan Muğîre ibn Şu’be ile oldu. Bu yüzden Muâviye onu barıştan sonra Hicrî 41‘de (M.661) Irak‘ı yöneten ilk kişi olarak atadı.

              Muğîre‘nin genel olarak Iraklılarla olan iyi siyâsetine rağmen, yedi yıllık görev süresi boyunca, Alî ve taraftarlarının değerini küçümseyip/düşürmesine mükâbil, Osman bin Affân ve Muâviye bin Ebî Süfyân‘a övgüler yağdırdı.

              «”Benim ecelim yaklaştı. Bu Mısır halkının seçkinlerini, mutlu veya sefil olmaları için insan öldürmekten hoşlanmıyorum. Muâviye bu dünyada gurur duyacak! Muğîre de ahrette berbat/perişan olacak!.»*

              [*el-Muğîre bin Şu’be, Irak’ın Ziyâd’tan önceki valisi. İmâm Alî’yi küçümsemek için ona hakaret ettikten sonra, kendisine yakın olanların Hucr bin Adiy’i öldürme talebine cevap olarak söylediği sözler..]

              Hucr ve arkadaşları her zaman Muğîre’yi gözlüyor, Alî bin Ebî Talib‘e çattıklarında ise sık sık Muğîre’ye karşı sertleşip onu azarlıyorlardı. O ise onları, sultanın baskısı ile tehdit ediyordu. Ancak yine de onları Şam’daki Muâviye’ye şikayet etmekten alakoyan şey, yumuşak huylu ve affedici olması, kanlarının dökülmesini arzu etmemesiydi.

              el-Muğîre‘nin yumuşak ve sert tehditlerine rağmen Hucr ve arkadaşları, içinde bulundukları vaziyeti sürdürdüler. Bir keresinde mescitte yüksek sesle bağırıp, Muğîre ibn Şu’’be’den, devlet hazinesinden aldıkları hediyelerin hiçbir şey eksiltmeden kendilerine dağıtılmasını talep ettiler.

              Bu olay, Muğîre‘nin akrabalarını kızdırarak, Hucr ve taraftarlarını öldürmesi için onu kışkırtmalarına neden oldu. Ancak o bunu reddetti.

              Bilâhare Ziyâd, el-Muğîre‘nin yerine vâli olarak atandığında, Iraklılar üzerinde, özellikle de Alî‘nin taraftarlarına daha  çok şiddet uygulamaya başladı. Zira onlardan biri olduğu için onları iyi tanıyordu.

              Bu durum Hucr ve grubunun öfkelerini artırdı. el-Muğire’ye yönetici olduğu günlerde ne yapıyorlarsa, daha fazlasını ona ve yanındakilere de yaptılar.

              Ancak Ziyâd; Iraklılara karşı o kadar çok sertleşti ki, doğru yoldan sapan bu vâlinin ünü ülke çapında yayıldı.

              Rivâyetlerde bahsedildiğine göre; Abdullâh bin Umar, kendisine Ziyâd’ın Muâviye‘ye giderek “Irak’ı ele geçirdiğini, kuzeyin ise hâlâ boş olduğunu” söylediği – Hicaz‘ı Irak ile yönetme arzusuna atıfta bulunuyor – anlatılınca çok üzüldü. İbn Umar bunu yapmaması için onu yanına çağırdı. Nitekim Ziyâd bu amacına ulaşamadan öldü.

              Ziyâd‘ın; “Hucr’u kontrol altına alma girişimleri, kendisiyle bir kez görüştüğü, kendisine va’d ve vaîdlerinin ne olduğu bilinmeyen sözlerle hitap ettiği, geçmişi ve faziletlerini takdir ettiği, onu sivil itaatsizliğin sonucu olarak gördüğü ve kendisini aldatmaması için uyardığı, ancak işe yaramadığı” nakledilir.

              Anlatılar, Hucr ve arkadaşları ile Ziyâd arasındaki meselelerin gelişiminin detaylarında farklılık gösterir.

              Bazıları Hucr ve onunla birlikte olanların, Muâviye‘ye itâatlerini ifşâ edip ertelemedikleri halde, Ziyâd‘ı alenen devirmekten ve Irak valisi olarak onu tanımayıp, itaat etmemekten bahseder.

              Bazı kaynaklara göre ise; Muâviye‘nin itaatinden de vazgeçtiklerini veya muhtemelen itaatkar kaldıklarını söylerken, Emevî valilerinin şikayetleri ve İmâm Alî‘ye hakaretleri onları kızdırmıştı.

              «Azîz ve Celîl olan Allah, şöyle buyuruyor: “..Allah için hakkı ayakta tutan, adâletle şahitlik eden kimseler olun.. (Mâide – 8)”

              Bizi zemmedip, ayıplayanların teşekkürü hak ettiğine ve kim bizi övüp temize çıkarıyor ise onların da ayıplanmayı hak ettiğine şahitlik ediyorum. »*

              [*Hucr bin Adiy, Kûfe’deki bir  minberde İmâm Alî’yi lanetleyen Emevî militanlarından birine verdiği cevapta, böyle demişti..]

              Ziyâd, Muaviye‘ye mektup göndererek,  Hucr bin Adiy‘i şikâyet etti. Yaptığı şikâyette meseleyi abartarak, büyük bir fitnenin yaklaşmakta olduğu konusunda onu uyarıyordu. Bu yüzden Muâviye ondan, onları Şâm‘a göndermesini istedi.

              Ziyâd, Hucr ve taraftarlarının mensup olduğu Kûfe aşiretlerini, eğer onları kendisinden kurtarmaya kalkarlarsa akibetlerinin fena olacağı yolunda tehdit etti. Ayrıca sahâbeden Adî bin Hâtim et-Tâî‘nin tutuklanması emri kendisine ulaştı. Çünkü kuzenlerinden birini teslim etmeyi reddetmişti.

              Kûfe kabilelerinin çoğu korktuklarından, adamı ve yanındakileri desteklemekten geri adım attı. Ziyâd’ın güvenlik güçleri; nice tartışma ve çatışmalardan sonra, Hucr ve özel arkadaşlarından 12’sini tutukladı.

              Hucr’un itâatten ayrılıp, halifeliğe karşı kılıç çalmak için seferber olduğuna dâir kendi adamları ile Hucr bin Adiy‘in hasımlarından birçok şahitlik alıp, zabıt tuttu.

              Onları bir süreliğine hapse attı. Sonra Muâviye‘nin emrettiği gibi zincirleyip, kelepçeli olarak Şâm’a gönderdi.

              SON SAHNE VE SEMBOLİZMİN ACISI

              «Allâh’a hamd olsun! Vallâhi ben Allâh yolunda, köpekleri tarafından katledilen ilk Müslümânım. Sonra bugün O’na zincirlenmiş olarak geldim.»*

              [*Hucr bin Adiy, birkaç on yıl önce fâtihlerinden biri olarak girdiği Merci Azrâ’ banliyösünde idam cezasının kendisine uygulanacağını öğrendiğinde, yaşadığı hayreti bu sözlerle dile getirmişti…]

              Hucr bin Adiy ve yanındakileri taşıyan kervan Şâm‘a varmadan evvel Muâviye‘nin elçileri; konuyu kendisine yakın olan danışmanları ile istişare edip düşündükten sonra O’nun ulaşmış olduğu son emriyle karşılaştı.

              Verilen karar ve neticesinde kendilerine ulaşan buyruk; Hucr ve altı arkadaşının boyunlarının vurulmasıydı.

              Cellatların boynunu vurmak için seçtikleri yerin, 30 yıldan fazla bir süre önce fâtih olarak girdiği  Merci Azra’ olduğunu öğrenince Hucr acı içinde kaldı.

              İnfazı gerçekleştirilmeden önce iki rek’at namaz kılmak istedi. “Korkusundan dolayı bunu istediğini” zannedebilecekleri için de konuyu uzatmadı.

              Sonra Allâh’a bu şekilde kavuşmak istediği için yıkanmadan kendi kanı ve zincirlendiği demirle gömülmesini istedi. Muâviye‘nin emriyle dünyayı haksız yere terk ettiğinden dolayı, bu bedenle âhirette Muaviye‘ye hasım olabilmek için bunu vasiyet etmişti.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku