Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

İZMİR’DEKİ ÇÜRÜK BİNALAR

0 65

 

Sadece İzmir değil,Ülkemizde 7 milyona yakın depreme karşı dayanıksız, yıkılması gereken tehlikeli konut var.

Emin Batur Araştırmacı/Yazar


MÜSEBBİBİ KİM?

Sadece İzmir değil,

Ülkemizde 7 milyona yakın depreme karşı dayanıksız, yıkılması gereken tehlikeli konut var.

Eğer

İzmir’deki deprem 6.6 şiddetinin biraz daha üstünde olsa

Veya

Şehir merkezinde olsaydı facia çok daha büyük olurdu.

– Peki, tehlike geçti mi?

– Hayır! Henüz geçmiş değil

NASIL OLDU DA

MİMAR SİNAN’IN TORUNLARI

BÖYLE ÇÜRÜK BİNALAR İNŞA EDEBİLİYOR?

Yüzyıllar önce yapılan binalar sapasağlam ayakta duruyorken,

Daha dün sayılabilecek bir zamanda

Hem de

Yüzyıllar önce olmayan teknolojiyi kullanarak yaptığımız binalar orta şiddetli bir depreme dayanmıyor.

Sinan’ın yaptığı eserler şiddetli hatta çok şiddetli depremlere maruz kaldığı halde yıkılmıyor

Ama

Bizim yaptığımız binalar yıkılmıyor adeta dökülüyor.(Bazı binalar depreme maruz kalmadan çöküyor)

NİYE BU HALE GELDİK?

BUNU BİR-İKİ ÖRNEKLE ARZ EDEYİM

1980’li yılların sonlarında idik…

Okuldan mezun olmuş askerliğimizi bitirmiş rızkımızın peşinden koşturuyoruz.

Aynı sınıfta okuduğum üç arkadaşımız da ortak bir inşaat firması kurdular.

Ben proje, statik, ruhsat işleri yaparken, onlar (MNA… Muzaffer, Nezir, Akif) inşaat işleri yapıyor

Ama masrafları azaltmak için

Aynı büroyu kullanıyoruz.

Derken

İzmir’den bir iş aldılar.

FİLM BAŞLIYOR

Evet, aynen öyle…

Kazın ayağı bildikleri gibi değilmiş.

Çürümüşlüğü duymuştuk ama bu kadar tahmin edemiyoruz tabi.

Film

İzmir’de yer teslimi yapıldıktan sonra başladı.

İnşaatı kontrol edecek olan mühendis

Hal ile mevzuyu anlatmak istiyor ama bizimkiler hiç oralı değil.

“Ne demek rüşvet vermek?

Biz yanlış bir şey mi yapıyoruz arkadaş?

Rüşveti hemi de kontrol arkadaşlara çilingir sofrası kurarak, rakı eşliğinde vereceğiz ha! Neuzu billah!

Arkadaş!

Biz yıllarca okulda neyin kavgasını verdik?..

Eğer biz bile rüşvetle iş yaptırırsak başkası ne yapmaz ki!!!“

Hal bu şekilde sürtüşmeyle sürüp giderken

Mevzuyu bilenler

Arkadaşlarımızın acemiliğini(!) görüp

“Yapmayın, etmeyin.. bu adamlar size bu işi bitirtmez zarar ettirirler. Koyun ceplerine harçlıklarını!..” dediyseler de dinletemediler.

Bu arada iş devam ederken

Şantiyeye hiç uğramayan kontrol mühendisi

Nasıl oluyorsa

Tam beton döküleceği gün gelip hazır bulunuyor.

Ve

Beton dökmeye gelen araçları bir bahane bularak yüz üstü geri gönderiyor.

Bu arada hakkedişler imzalanmıyor, iş sarkıyor, çekler ödenemiyor.

Bu hır-gür içinde iş bitiyor ama arkadaşlar da bitiyor.

Çünkü arkadaşlarımız

İşten ciddi manada zarar ediyorlar. İlk işleri olduğu için de şirket sarsılıyor.

Neticede

Şirketi kapatıp ayrılmak zorunda kalıyorlar.

HAKKINI HELAL ET!

MNA şirketinin “A” sı olan Akif işi tasfiye ettikten sonra

İstanbul’a dönmek üzere

Yaptıkları işin karşısında bulunan akaryakıt istasyonuna uğrayıp arabasına yakıt almak istiyor.

Bu sırada pompacılardan biri seğirtip Akif’in camını tıklatıyor.

– Buyurun!

– Abi hakkını helal et!

– Niye.. ne oldu ki? Benim seninle bir alış-verişim olmadı ki, hakkımı helal edeyim

– Yok, abi o değil…

– Ya ne?

– Hani o kontrol mühendisi gelip sizi durduruyordu ya…

– Evet!

– İşte ona ben haber veriyordum

– …..!!!???

– Abi ben kanser oldum, doktorlar altı ay ya yaşar veya yaşamazsın dediler

– Etmiyorum!

– Yapma abi, 6 ay ömrüm kaldı!

– Sen bizim başımıza neler açtın biliyor musun?

– Abi, tahmin ediyorum

– Zarar ettik, borçlandık, şirket battı, ortaklar ayrıldı

– Abi, helal et!

– Etmiyorum!

– ………

DİĞER BİR ÖRNEK

1976 yılında Erbakan hocamız Başbakan olunca

Bayındırlık ve İskân İstanbul Şube Müdürü değerli dostum TEKDER üyesi M. Sait Bilgili atanmış, biz de heyet olarak onu tebrik etmeye gitmiştik.

Bize

Öyle şeyler anlattı ki, hayretler içinde kaldık.

Meğerse

Millet olarak ne kadar da sahipsizmişiz.

Kulak verip dinlemeye başladık.

“Göreve gelir gelmez şantiyeleri gezmek istedim.

Son hakkedişe gelmiş bir şantiyenin kontrol mühendisini çağırarak şantiyeye gitmek için hazırlanmasını söyledim.

“Müdürüm şantiyenin yerini bilmiyorum..” demez mi?

– Sen son hakkedişe gelmişsin nasıl olur?

– Müdürüm 2 tane steyşın kartalımız var. Bu araçlardan biri Anadolu yakasına diğeri Avrupa yakasına tahsisli… Şile’den Silivri’ye kadar olan

tüm şantiyeler bu iki araçla kontrol ediliyor. Araçların arızası vs. yi de eklersek şantiyeleri kontrol etmemiz mümkün olmuyor

– …….!!!

Ülkemiz bu şekilde sahipsiz bir halde idi.

Koca devlet

İstanbul gibi bir şehrimize bile onlarca, hatta yüzlerce devam eden şantiye için 2 araç tahsis ediyor.

Anadolu’nun ücra yerlerini artık siz tahmin edin.

Hal böyle olunca

Haliyle

Hakkedişler şantiyelerde değil restoranlarda imza ediliyordu.

Bundan dolayı

Depremlerde

En çok yıkılan, zarar gören binaların

Neden kamu binaları olduğu buradan anlaşılıyor.

İZMİR DEPREMİ

6.6 şiddetindeki depremin ana üssü Yunan Sisam adasına 2 km, bize 70 km uzakta

Ama

Orada sadece iki kişi ölürken (O da yıkılan duvarın altında kalan 2 çocuk) bizim İzmir’de bir felakete dönüşüyor.

Niçin?

Niçinini verdiğim bu iki örnekte anlatmaya çalıştım. Müthiş bir yozlaşma ve ahlaksızlık mevcut.

Bunun üzerine

Bilhassa 1960-2000 yılları arasında gelen hükumetlerin lakaytsızlığını ekleyin, Ortaya İzmir deprem felaketi çıkar.

Yoksa

Beton sevmediğim bir malzeme ama beton ihanet etmez. Usulüne uygun döküldüğü takdirde sağlamdır.

Zamanında

Beton dayanımı zayıf (C16) ve çelik de çekme gerilmesi zayıf (fyd=191 düz demir) demir kullanıldığı doğrudur

Ama

Yukarıda anlattığım bazı ahlaksız kontrol ve mütahitler olmazsa

Bugün

6.6 şiddetindeki bir depremde böyle bir felaket yaşanmazdı.

Bir Cevap Yazın

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku