Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

MARDİN ARTUKLU MELİKLERİ TARİHİ YAZI DİZİSİ-4

0 2.384

Kâtip Ferdî’nin elimize geçen, Mardin’in Artuklu Tarihine ait, tomar halindeki eseri.

Yusuf Metin Yardımcı Eğitimci / Yazar

NÂŞİR’İN ÖNSÖZÜ -2

               Çünkü “Kudâtgûbîlîg”[5] ve “Divân-ı Ahmed Yesevî”[6] gibi eski ve kıymetli kitaplar varsa da, Osmanlı lehçesine pek uygun değildirler. Bununla beraber Türklüğün irfân hazinelerine ait pek değerli vesikalardır.

               Sanıyorum; Osmanlı’nın karakter özelliğine ait eski pek çok eserlerimiz vardır. Mesela H.618 (M.1221) senesinde otağda bulunup da, padişahlık eden Hârizm’in ulularından olan Şeyh Necmüddin Kübra’nın Ertuğrul Gazi ile Rum tarafına gelen halifelerinin, kezâ “Hârizmî” ve “Hacnedî” mahlaslı eski Türk şâirlerinin eserleri, dikkate değer. Hatta Hârizmî’nin “Mehabbetnâme” ve Hacnedî’nin “Letâfetnâme” leri gibi manzum ve kıymetli kitaplar, Osmanlı dili şivesinin asıl ve aynı kökten gelen sözcüklerin birbirleriyle olan ilgilerine aittir. Meselâ; Hârizmî’nin H.704 (M.1305) senesinde tamamladığı “Mehabbetnâme”nin başlangıcında olan ve yine o zamanlarda yazılan nüshasında bulunan ve kendi imlâsiyle dikte edilen şu üç beyte olsun göz atılırsa, Osmanlı edebiyatının nerelerden kopup geldiği ortaya çıkar:

 

Ûlûğ Tanrinun adın yâd kıldım,

Mehabbetnâmeî bünyâd kıldım.

Dokuz kat zer nigâr eyvân bâlâ

Yaratti alti günde, Hak Teâlâ.

Yer ûzere kudreti deryâ yaratti,

Sadefdi lü’lüyi lâlâ yaratti.

 

               Bizden öncekilerin eski ve yüce eserlerini bulmak ve millî hazinelerimizi hakkıyla zenginleştirmek için, hakiki bir istek ve meslek ciddiyeti ile çalışmak gerekir. Meşhur Ebu’l-Fidâ; Eyyûbi Tarihi’nde, Mardin Artukîlerine dâir; “Hall-i Takvim-i Mardin” isminde birşeyden bahsediyor ise de, bazı Mardin Meliklerinin ondan nakledilen ölüm tarihlerine bile ‘zan’ işâretini ardı sıra söylemesine nazaran, bunun bir tarih olmaktan çok, isminden de anlaşılacağı gibi “Takvim”e benzer bir şey olması daha fazla yakışık alır. Bir de Ebu’l- Fidâ H.693 (M.1294) tarihine kadar bundan söz etmiştir.

               Halbuki Mardin Artukîleri, ondan daha yüzyirmi sene sonraya kadar yönetimde bulunmalarına nazaran, “Hall-i Takvim-i Mardin” elde edilse bile, fazla bir şeye kuvvet ve zenginlik katamayacağı belli oluyor. Mardin’de bulunduğum esnâda, gerek Artuklu Meliklerinin, gerek başka meliklerin, câmi ve yapılar üzerindeki kitâbelerine merak salarak, epeyce şeyleri, kaydedip, yazmıştım. Bir gün Mardin’in eski müftüsü, Hacı Kemâleddin Efendi’de[7], Mardin’e dâir bir tarih olduğunu haber aldım. Zaten kendileri “Kur’a Muayene Meclisi” üyesiydiler*. Bendeniz de o meclisin fahri şekilde yazı yazma memurluğunda bulunuyordu.

               Müsâadelerini alarak, bir Cuma günü giderek, sözü edilen tarih kitabını gördüm. Gerçekten, Kâtip Ferdî imzalı bir zât tarafından “Artuklu Meliklerine” dâir, H.944 (M.1537) senesinde Türkçe olarak yazılmış mûciz ve muhtasar bir tarih idi. Kitâbın aslı tomar şeklinde ve uzunluğuna yazılmıştır.

               Bilindiği gibi Artuklu Melikleri’nin bölgelere göre hükümranlıkları üç kısım olup; birincisi “Hasan Keyf ile Diyarbekir”, ikincisi “Mardin”, üçüncüsü “Harput” şehirlerini hükûmet merkezi edinerek, her bir şube ayrı ayrı yönetimde bulunmuşlardı. Kâtip Ferdî’nin elimize geçen, Mardin’in Artuklu Tarihine ait, tomar halindeki bu eseri, geçen zaman içinde yıpranmış ve baş tarafı imha olduğundan, kimin emri ile yazıldığını, kendisinin hüviyetine veya diğer Artuklular için de başkaca bir tarih yazıp yazmadığına dair –kitabın başında bununla ilgili bir açıklama varsa da, okunamadığından- maalesef bir bilgi yoktur.

               Açıklamalardan sonra, yalnız Mardin Artuklu Meliklerine ait olan şu tarihin baş tarafında iki-üç yerinde yarım veya bir satır kadar yerlerden başkası tamamen mevcut bulunuyordu. Bir sûretinin derhal kopyasını çıkarmıştım. Şu Artuklu devletlerinin sanayi, ticaret, tarım ve özellikle de öğretim birimlerine hizmetleri pek çoktur. Vaktiyle hüküm sürdükleri yerlerin, hangi tarafına bakılsa, akılları hayrete düşürecek eserleri görünüyor.

               Diyarbekir (Amid) şehrinin “Benusen” denilen mahallede, kitâbe ve nakışları içeren gayet yüksek iki burc ile Mesudiye ve Zinciriye Medreseleri, Mardin’in Ulu Camii, Hasankeyf’in dünyanın şaşılacak şeylerinden olan “Su Terazisi”[8] gibi muhteşem binalar, uygarlık âleminde kendilerine takdir edilecek büyük bir mevki vermek için vicdan mahkemesi karşısında, tanıklık edip duracaklardır. İşte böyle bir eseri, izi kalmamış bir devletin isterse bir bölümüne ait olsun. 400 sene önce Türkçe yazılan bir kitabın, dil bilimi ve tarih ilmi konusunda ehliyet sahibi olanların nezdinde değerli görüleceği düşüncesiyle, bir armağan sunmak üzere bu defa basım ve temsilini uygun gördüm.

               Vaktiyle bir suretini çıkardığım nadide bir kitabın böyle kırk sene sonra basım ve yayımına bu aciz kulu muvaffak eden Cenab-ı Kibriyaya sonsuz övgüler arz ederim. Pahası ağır ve değerli kitabeleri eserin altına yazıp, daha bazı açıklamalar ilave ile bu işitilmemiş kitabı; “Nevâdir-i Eslâf” adlı dergimizin dördüncü kısmı sayarım. 

Dipnotlar:

[5] Bu kitap yani Kûdâtgûbîlîg, Avrupa’da basılmıştır. “Dîvan” İstanbul’da mevcut, “Bâbürnâme” si, Avrupa’da matbu’ olan, Kânunî Sultan Süleyman çağının meliklerinden olan Bâbür Şâh’ın noksan bazı şiirleri toplanıp bir araya getiriliyor da, ondan beş yüz sene evvel yazılan ve bizde nüshası bulunmayan bu kitap ile, Hüdavendigâr zamanı tanınmış erdemli şahsiyetlerden; “Kadı Burhânüddin Divanı” bile bizde olmuyor. Mademki Avrupa’da basılan eserleri mecmualarımıza topluyoruz, seçilmiş yazıları bir araya getirip kitaplaştırıyoruz, onlardan daha önemli ve daha eski böyle eserlerimiz de acaba yazılsa, ne olur?

[6] Ahmed Yesevî’nin ölümü; H. 562 (M. 1166)’dir.

[7] Rahmetli Hacı Kemal Efendi 25 Safer 1271 senesinden 23 Muharrem 1276 senesine kadar beş sene Mardin Müftülüğünde bulunmuşlardı.

* Bu meclis, Tanzimattan sonraları kurulmuş olup, yöntemsel olarak bir yılın mdoğumluları arasında, ad çekilerek, adına “K” yazılı kâğıt çekilen, askere gönderilirdi.

[8] Dicle nehrinden seksen metreden daha yüksek ve tek parça kesme taştan ibaret olan Hasankeyf Kalesine çıkarılan suyun yükselmesine yardımcı olan “büyük mîl” ile başka eserleri kale üstünde saplanmış olduğu halde, şu anda bile akıllara hayret verecek derecede varlığını sürdürüyor. Artuklu yönetimleri zamanında su makinelerine, saatlere vesâir enteresan sanayie ilişkin bir çok resimler ve şekilleriyle beraber telif olunmuş olan bir kitap, Yavuz Sultan Selim Han’a ulaşarak, Padişâh tarafından takdire uygun görüldüğünden, Türkçeye tercüme ettirdiği bazı Tabakâtta (biyografilerde) gözümüzle görülmüştür. Topkapı Saray-ı Hümâyununda bulunan dört adet değer taşıyan Kütüphâne’nin hepsinde araştırma yapılmış ise de, o kitabın ne aslı, ne de çevirisi bulunamamıştır. Lâkin; Melik Artukî adına yazılmış olan bu kitabın aslı, içinde bulunan resimlerle beraber, bizzat yazarın el yazısından çoğaltılmak üzere bir yerde görülmüş, ömrümün büyük bir bölümünü buna tahsis ederek, bundan onbeş sene önce çoğaltmaya başlamış idim. Lâkin bir yere ulaştım ki, orada noksan olduğu halde, kitap zorlu, kötü bir şekilde ciltlendiğinden, bir bakışta anlaşılamıyordu. Bezginlik geldiğinden artık sonrasını yazamadım. Olagelen incelemelerime göre, Avrupa başkentlerinin birisinde, bu kısmı mevcut imiş. Geçen zaman içerisinde haberleşip, yazdırmayı pek çok arzu ettim. Bazı kişiler ile müzâkerelerde bulundum. Hattâ haberleşmek istedim ise de, bunun mümkün olamayacağını anladım. İşte kısmen eksik olan o kitaptan yalnız bu kadar gizli olan bir anlamı çıkardım ki, Artuklular böyle yerin altından yükseklere su çıkarmak gibi türlü türlü hüner ve uygarlık sanatlarına vâkıf olup, ülkelerinin ilerlemesine hizmet etmişlerdir. Nümûnesi ise yukarıda açıklandığı üzere, hâlâ Hasankeyf’te, pek hünerli ve sanatlı olarak yapılıp da geriye kalan; Su Terâzisi ile diğerleridir.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku