Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

SİYÂHÎLERİN İSLÂM TARİHİNE KATKISI!-4-

0 5.053

SİYÂHÎLERİN İSLÂM TARİHİNE KATKISI!-4-

Yusuf Metin Yardımcı

             Atâ, her renkten ve ırktan Müslümana liderlik edecek siyahî kültürlerin ön saflarında bir model olmasının yanı sıra, özel ihtiyaçları olan engelli kişilerden biriydi.  İbn Kuteybe ed-Dinaverî‘nin ‘el-Me’ârif’ isimli kitabında anlattığı gibi (ö. H.276/M.889-890); “Tek gözlü, çolak/felçli, çotur/pat burunlu, topal olmasının yanı sıra tüm bunlardan sonra tamamen kör oldu.”

             Ve tarihçi İbn Kunfüz el-Kosantînî (ö. H.810/M.1407-1408) ‘el-Vefeyât’  adlı kitabında yeni değerlerle tamâmen bağlantılı şaşırtıcı sözlerle onun hakkında şöyle bir yorumda bulunuyor:

             “Bilgi; Güzellik Veya Parayla Değil, Allâh’ın Dilediğinin Kalbine Koyduğu Bir Nûrdur.”

             Bu yüksek rütbeli siyâhî Müslüman seçkinlerin remizleri arasında, çok yüksek bir bilimsel konuma sahip olan ikincil imâm, Saîd bin Cübeyr (ö. H.94/M.712-713)’dir.

             ez-Zehebî, ‘Tezkiretü’l-Huffâz’ında şöyle diyor:

             “Saîd bin Cübeyr hakkında; ‘O âlimlerin üstâdıdır’ deniyor.” diyerek şunu ilâve ediyor:

             “O siyah renkliydi. Kûfeliler hacca gidip onu sorduğunda İbn Abbas (ö. H.68/M.687-688) da onlara sorar:

             –Saîd bin Cübeyr aranızda değil mi?!”

             İbn Cübeyr, ilmî duruşuyla Kûfe‘de yargının işlevini üstlendi. Ancak Haccâc’ın onu kadılıktan azletmesiyle yerine tayin ettiği Ebû Bürde el-Eş’ârî (ö.H.103/M.721)’nin kâtibi yapıldı. Dînaverî‘nin “el-Meârif”indeki Terceme (biyografi)’sinde bahsedildiği gibi..

             Bir süre sonra fukahâ  – Irak‘taki Emevilerin valisi- Haccâc bin Yûsuf es-Sekafî(ö. H.95/M.713-714)’ye  karşı çıkıp ayaklanınca, Saîd bin Cübeyr de onlara katıldı.

             Bu karşı koyma hareketinin başarısızlığına rağmen; Saîd, bilinen hikâyede el-Haccâc onu öldürtene kadar, desteğinde sadık kaldı.

             Kur’ân kırâati alanında önde gelen “siyahî âlimler” arasında Resûl-i Ekrem (sas)’in Medine’de Kur’ân-ı Kerîm’i kaidelerine göre okuyan Ebû Ruveym Nâfî’ bin Abde’r-Rahmân el-Medenî (ö. H.170/M.786-787)’yi gösterebiliriz.

             İmâm İbnü’l Cezerî (ö. H.833/M.1429-1430) onu; “Ğâyetü’n-Nihâye fî Tabâkati’l-Kurrâ” da  şöyle tavsif ediyor:

             “O “Kurrâ-i Seb’a (Kur’anın okunuşunu Peygamberimizin okuduğu gibi bizlere bildiren yedi büyük kırâat âlimi)’dan biri ve büyük bilginlerdendir.

             Koyu siyah renkli, şirin yüzlüydü. Huyu güzel ve şakacıydı. Medine halkından bir grup takipçisi kendisinden Kırâat dersi aldı. Derdi ki: Bana tâbi olan takipçilerden yetmişini okuttum.”

             Siyâhî sûfîlerin şöhretlileri arasında Ebu’l-Hayr Hammâd bin Abdullah el-Tînâtî (ö. H.349/M.960-961) var.

             İmam Zehebî; ‘Târihü’l-İslâm’da onu övmede biraz da abartıya kaçarak şöyle gösteriyor:

             “Değerli mert, ihsan ve kerem sahibi birisiydi. Kara renkli olup, âlemin efendilerindendi.”

             Kuşeyrî ise; “Şânı ve itibarı büyüktü, sınırsız denecek kadar cömert ve firâset sahibiydi” diyor.

             ez-Zehebî ayrıca başka bir siyâhî âlim, “Abdullah bin Yahyâ et-Tağlibî’nin kölesi, Ebû Sâlih (ö. 328/M.939-940)’in biyografisini veriyor: “O siyahtı… Yargıçlar onu sika kabul ediyorlardı.” [Sika; Adâlet ve zabt niteliklerine sahip râviler hakkında kullanılan ta‘dîl lafızlarından biridir.]

           Şiir ve Beyân:

             Siyâhîlerin tarih sahnesindeki mevcûdiyetleri sadece Kur’ân, Hadis ve Fıkıh bilimleri sahasıyla sınırlı değildi. Aynı zamanda Edebiyat ve Şiir yollarında, lafız güzelliği demek olan Fesahât, mânâ güzelliği olan Belâgat, Berâat ve Beyân alanında da harika katkıları oldu.

             Dil ve Edebiyat’ta önder bir şahsiyet olan el-Esmaî (ö.H.216/M.831), “Fühûletü’ş-Şuârâ” isimli kitabında; şiyâhî şâirler dünyasında fesâhatta ayrıcalıklı bir yere sahip olanları işâret ederek, şöyle tanıklık ediyor:

             “Seçkin şiirleriyle şâir Nusayb ibn Rebâh Ebû Mıhcin en-Nûbî (ö. H.108/M.726), mizahçı şair Ebî Delâme (H.161/M.777) ve şâir Ebû Atâ es-Sindî (H. 180’den sonra öldü).

             Dahası siyâhîler arasında, geniş bir ilmî özellik ve taklit edilemez parlak derlemelerden oluşan; el-Beyân ve’t-Tebyîn’in yazarı Ebû Osman el-Câhiz (ö. H.255/M.868) var. Bu yapıt; Arap edebiyatında Edeb (muhâdarât) türüne giren ilk ve en mühim örnek eserlerden biridir. Arap belâgat ve fonetik ilimlerinin esaslarını işler.”

             Yâkut el-Hamevî‘nin (ö. H.626/M.1228) Mu’cemu’l-Üdebâ’  adını verdiği eserinde dediği gibi; el-Câhiz‘in büyükbabası Fizâre diye bilinen siyâhî bir adamdı.

             En kadîm ve en ünlü siyah şâirlerden biri, Abdülkâdir el-Bağdâdî‘nin (ö. H.1093/M.1682) söylediği “Abd benî Hashâs” olarak bilinen Sühaym‘dır.

             “Hızênetü’l-Edeb” diye isimlendirdiği kitabında, el-Bağdâdî devamla:

             O, “muhadramûndan biriydi: Hem Câhiliye devrinde hem İslâmî dönemde yaşamış olduğundan böyle anılıyordu. Sahâbî olup/olmadığı bilinmiyor. O siyah, hem de çok siyahtı.” der.

             [Bilindiği gibi ‘muhadram’, sahâbe veya tâbiî olup olmadığı kesin olarak bilinemeyendir.]

             Sühaym‘ın şiirinden bir beyit:

             İn küntu abden fe-Nefsî hurretun kereman,

             Ev esvede’l-Levnî innî ebyadu’l-Huluki!

             [Ben köle isem de, rûhum özgür ve onurludur,

             Veya rengim siyahsa da, huyum beyazdır!]

             Siyâhî Şairler arasında ayrıca Abbâsilerin kölesi ve şâirleri Ebû Ubeyde’l-Bekrî el-Endelûsî’nin (ö. H.487/M.1094-1095) “Sematü’l-Âli”  adlı eserinde bahsettiği şâir, Ebû Fenen Ahmed bin Sâlih (ö. H.270/M.883-884) de var. Şöyle diyor onun hakkında:

             “Siyah bir adamdı, Bağdat şâirleri içinde şânı yüce biriydi. Şiirlerinin zarif amaçları, köklü anlamları vardı.”

             “Şiirleri, Mütevekkil (ö. H.247/M.861-862)’in hüküm sürdüğü günlerinde meşhûrdu. Veziri el-Feth bin Hâkan zamanında ise (ö. H.247/M.861-62) şiirden fâriğ oldu.”

             Onun  şiirinden:

             Velemmâ ebet aynêye en temlike’l-bukê

             Ve en tahbisê  sehha’d-dumûi’s-sevâkıbi!

             Tesêebtü keylen yunkire’d-dem’a munkirun

             Velâkin kalîlen mê bekâü’t-tesâübi!

             [Ne zaman ağlamayı; reddetti bu gözlerim,

             Akan gözyaşlarımı, silerekten gizledim!

             Esniyorum (böylece), gözyaşlarım akmasın,

             Esneme nadir gelir, (kimse gözüm bakmasın!)

 

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku