Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

SİYÂHÎLERİN İSLÂM TARİHİNE KATKISI!-8-

0 5.094

SİYÂHÎLERİN İSLÂM TARİHİNE KATKISI!-8-

Yusuf Metin Yardımcı

           İbnü’l-Esir, Hicret’in 569/M.1173 yılının Ramazan ayında bir grup Alevî tarafından Selâhaddin‘i devirmeye yönelik bir teşebbüsün ortaya çıkarıldığını ve bunların öldürüldüklerini anlatır:

           “Selâhaddin onları yakaladı ve başlarında Yemenli şâir Ammâra bin Ebî’l-Hasen’le birlikte çarmıha gerdi.”

           Halife el-Âdid, Selâhaddin Eyyûbî‘den kurtulmaya çalışarak mü’temin hizmetkârını ona karşı kışkırttı. Ancak, teşebbüs ifşâ olarak, mü’temin Selâhaddîn‘in adamları tarafından  öldürüldü.”

           İbnü’l Esir bu olay hakkında devamla şunları diyor:

           Sûdan, mü’teminlerinin öldürülmesine kızmıştı. Bu yüzden seferber olup bir araya geldiler. Sayıları elli binin üzerine çıktı. Otoriteyi ele geçirmek için savaşmak niyetiyle, Kassarîn’de (Kassarîn, Tunus‘un en yüksek dağı olan Cebel-i Şambi‘nin eteğindedir) toplanarak savaşa tutuştu. İki ordu arasındaki mukatelede  çok sayıda ölüm oldu.

           Bu yüzden Selâhaddîn, siyâhîlerin Mansûra‘daki kamplarına kuvvet göndererek, onların  mal ve çocuklarını yaktı.

           Hezimet haberi onlara gelip de mağlup olduklarını anladıklarında,  bıçakların ağzı üzerlerine yönelip, kılıçlar tepelerine binip de çoğu öldürülünce EMAN dilediler. Mısır‘dan Gîze‘ye gittiler.

           Selahadîn‘in ağabeyi Şemsüddevle; onların çok az bir kısmı müstesna,  bir grup askerle tümünü kılıçtan geçirdi.

           Hicrî 570/M.1174 yılında Sûdan, Asû Ân‘da Fâtımî yönetiminin yeniden kurulması çağrısı yapan bir adamın etrafında toplandı.

           İbn Tağriberdî, en-Nücûm ez-Zâhira isimli fevkalâde ibretlerle dolu olan eserinde, bu yıl yaşanan olayları şöyle anlatır:

           “Mısır halkı, Fâtımîlerin dönüşü anlamına gelen bu vaatlerden etkileniyordu. Bu yüzden Selâhaddîn büyük bir ordunun başına kardeşi Melik Âdil’i getirerek üzerlerine yürüdü. Onunla – yani isyanın lideri ile – karşılaşarak bozguna uğrattılar. Tüm bunlardan sonra melikin kuralları yerli yerine oturdu.”

           KONU İLE İLGİLİ KİTAPLAR

           Siyâhîlerin varlığı ve İslâm medeniyetine katkıları sadece somut bir gerçeklik değildi. Bu daha ziyâde, varlığın kalıp ve niteliklerini  izlemeye adanmış, literatürde benzersiz görünen ve altı çizilen bir gerçekliktir.

           İslâmî toplum hareketindeki siyâhîlerin çabaları üzerine ele aldığımız derlenmiş kitapların kıyılarında gezindiğimizde; bu konuyla ilgilenenlerin ekseriyetinde görülen; nicelik, kalite ve hassasiyete hayret edip, şaşkına dönebiliriz.

           Yüksek insanlık duygusuna sahip, tanınmış filozoflar tarafından yazılan eski Avrupa yazılarının paradokslarına ek olarak, medenî ve vahşi insanları tanımlamak için insanları sanrısal (hezeyan) ve bilim dışı ırkçı ölçütlere göre sınıflandıran teoriler de geliştirdiler.

           Mahmûd Haydar‘ın, ‘Felsefetü’l-İnkâr = İnkâr Felsefesi’ adlı çalışmasında işâret ettiği; “beyaz ırkı yetenek merdiveninde ilk sıraya yerleştiren, ardından siyâhîleri Kızılderililerden sonra üçüncü mevkide konumlandıran Alman filozofu Immanuel Kant’ın (ö. M.1804) yazılarındaki üslûp” gibi..

           Filozof Hegel‘in (ö.M. 1830) siyâhîlere karşı ırkçı tutumu da bunun cabası…

           Tüm bu yazılanlar; İslâmî âlemin içinde özgürlüğe değer verilerek te’lif edilen eserlerin haricinde, aşağılık ve ırkçı bir coğrafyada belirli bir determinizm çerçevesi içerisinde oluştu.

           Arap kültüründe siyâhîlerin varlığından bahseden en önemli bağımsız literatür, Haccî Halîfe‘nin (ö.H.1068/M.1657) ‘Keşfü’z-Zünûn’ adlı kitabında bahsettiği yazılmış bölümlerdir.

           Ayrıca yazarları ölüm sırasına göre tertibi yapılmış olan el-Câhiz‘in; (ö.H.255/M.868) zencilerin beyazlara karşı üstünlük iddialarını işleyen “Fahrü’s-Sûdân Alê’l-Beyzân” adlı eserini de buna ilâve edebiliriz.

           Müellifin siyâhîleri beyazlara tercih ettiğini, İbn-i Şerşîr (ö. H.293/M.906) olarak da bilinen, Ebû’l-Abbâs en-Nâşî’ söylüyor.

           Haccî Halîfe (Kâtip Çelebi) de sözü edilen kitabı; “güzel ve kapsamlı bir kitap” olarak tanımladı. Bu da, kitap bize ulaşmasa bile, Haccî’nin  onu gördüğünü gösterir.

           Ardından İbnu’l-Merzubân‘ın (ö. H.309/M.921) “es-Sûdân ve Fazluhum ale’l-Beyzân” kitabı geliyor.

           Ve İbnu’s-Serrâc el-Kârî (ö. H.500/M.1106) tarafından yazılan, “Zühdü’s-Sûdân” adlı eser..

           Ardından “Tenvîru’l Ğabeşi fî Fadli’s-Sûdân Ve’l-Habeş” telifinin müellifi, İbnu’l-Cevzî (ö. H.597/M.1200)..

           es-Suyûtî (ö. H.911/M.1505)’nin, “Nüzheti’l Umr fî’t-Tafdîl Beyne’l-Beyâzi Ve’s-Sûdi Ve’s-Sumeri”, “Refaa Şe’ne’l-Habşênî” isimli kitapları..

           Ve Alâüddîn el-Buhârî (H. 991’den sonra öldü)’nin, “Ittırâzi’l-Menkûşu fî Mehâsini’l-Hubûşi” sidir.

           El-Câhiz’in, “Fahrü’s-Sûdân Alê’l-Beyzân” başlıklı risalesinde;

           “Bazı siyâhîlerin, ırkî kimliklerini İslâmî değer perspektifinin kabul ettiğinden daha dar bir şekilde sunmaya çalıştıkları seçeneklerin ortaya çıktığı bir dönem bağlamında; husûsi hüviyetleri, genel sosyal çevre ile bir değiş tokuş bağlamında tamamladığı” şeklinde bir açıklama yapar.

           Bu bize çağımızda Martin Luther King (ö. M.1968)’in önderlik ettiği ve Amerikan toplumunun, beyazlara nasıl davranılıyorsa siyahîlere de aynı davranışların gösterilmesini talep eden Medenî Haklar Hareketi’ni hatırlatıyor.

           Ancak Francis Fukuyama‘nın ‘Kimlik – Identity’ – kitabına göre;

           “1960’ların sonunda “Kara Panterler” ve “İslâm Ümmeti” gibi gruplar ortaya çıktı.

           Bunlar siyâhîlerîn kendi gelenekleri, özel bilinç ve farkındalıkları olduğunu, kendileriyle ve kimlikleriyle gurur duymaları gerektiğini” savunuyorlardı.

           [Fukuyama’nın dokuzuncu kitabı olan; “Identity: The Demand for Dignity and the Politics of Resentment” (Kimlik: Saygınlık Talebi ve Hınç Politikaları)’na göre, hızla ilerleyen ve gelişen Illiberal International (Evrensel Bağnazlık)’a karşı mücadele etmek gerekiyor. Düşünür ‘Tarih’in Sonu’ adlı kitabıyla da dünya ölçeğinde tartışmalara sebep olmuştu.]

           Bu neredeyse; Câhiz zamanında bazı siyâhîlerin farklılaşma eğilimine doğru eşitliğin değerini geçersiz kılma çabalarına rağmen, siyâhî Müslümanların hayatlarının ve İslâm medeniyetine katkılarının önemli yönünü aydınlatan – özel muhtevasının eğilimine rağmen – Câhiz‘in mesajından, yüzyıllar sonra ​​ortaya çıkan bir durumdur.

           Gerçek şu ki: “el-Câhiz‘in risâlesinin bu başlığı, yazarın bir cinsiyeti diğerine tercih etme arzusuyla ilgili şüpheyi kesin olarak ortadan kaldırmasıdır.

           Bu belki de, Arap-Zenci melezi olup, patlak gözlü yapısından dolayı kendisine Câhiz lakabı takılan yazarın “etnik kökenlerine” olan sıcak sevgisinden de kaynaklanıyor olabilir.

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku