Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

SİYÂHÎLERİN İSLÂM TARİHİNE KATKISI!-I-

0 5.138

           

İslâm adına Romalılar ile müzakerelerde bulunup, Mısır'ın bilimsel ve politik ruh iklimini değiştirdiler. el-Câhiz, Irak'taki devrimlerin yolunu açtı.

Yusuf metin Yardımcı


            İslâm adına Romalılar ile müzakerelerde bulunup, Mısır’ın bilimsel ve politik ruh iklimini değiştirdiler. el-Câhiz, Irak’taki devrimlerin yolunu açtı.

            1948’de, genç siyâhî Amerika’lı George McLaurin  ((16 Eylül 1887 – 4 Eylül 1968)), Oklahoma Üniversitesi‘ne katıldı ve buraya kaydolan ilk Afrika kökenli öğrenciydi.

            Apartheid (ayrılık) yasaları, beyaz öğrencilerin zencilerden eğitimsel olarak tecrit edilmesiydi. Bu süreç Avrupa kökenli beyazlar tarafından, baasskap adı da verilen, beyaz ırkın diğer ırklardan üstün olduğunu savunan bir ideoloji ile yürütülmüştü.

            Her neyse, McLaurin Üniversiteye girene kadar epeyce mücadele etti. Nihayet ona tuvalet ve restoranda ayrı bir yer, sınıfta uzak bir köşe ayırdılar. Böylece diğer öğrencilerle karışmayacaktı.

            Bu dehşetli izolasyona rağmen McLaurin; Amerikan toplumunda bilgi ve eğitimde renk ayrımcılığına karşı çıkan öncüler arasında en önde yer aldı.

            İlginçtir, kendisinden çokça zaman sonra, epeyce uzakta ABD’nin Minnesota eyaletinin en büyük kentlerinden Minneapolis‘te hemşerisi olan siyah Amerikalı George Floyd,  beyaz ve ırkçı bir Amerikalı polisin boğazına dizini bastırması neticesinde feci şekilde son nefesini veriyordu.

            Şimdi biz, yüzlerce yıl öncesine, Emevîlerin yönetim zamanı olan, Mekke-i Mükerreme’de hacca gelenlerin işlerini haykırarak yürüttükleri dönemlere gidelim.

            el-Fakhânî‘nin (ö.H.272) ‘Ahbârü Mekke’de anlattığı, sadece halka fetva veren bir müftü olan,   Atâ’ bin Ebî Rebâh (ö.H.115)’ın durumuna..

            Bu Atâ’, Mekke halkından bir kadının kara derili kölesiydi. Yine de zaman içerisinde; “Hicaz Halkı Fukahâsı (Hukukçuları)’nın Efendisi” ünvânını aldı. Hatîbe’l-Bağdâdî (ö. H.463), ‘el-Fakîh Ve’l –Mutefakkih’ adlı kitabında  anlatıyor:

            “Bu zenci fakîhin huzûruna Emevî Halîfesi Süleymân bin Abdü’l Melik iki oğluyla (ö. H.95) geldiği vakit, Atâ’ yüzünü ondan çevirdi.

            Buna karşın yine de Hac menâsıkını (ritüellerini) sorduklarında, onlara sırtını dönmeye devam etti. Süleyman iki oğluna;

            –‘Kalkın gidiyoruz’ diyerek şöyle devam etti:

            –Ey oğullarım, bilgi aramayı sakın hââ ihmal etmeyin!.  Çünkü bu kara hizmetkârın önündeki aşağılanmamızı hiç unutmayacağım.”

            İki konum arasındaki bu son derece önemli zıt görünüm; İslâm kültürünün, insanın eşitlik değerine yaklaşımını, ırk ve cinsiyetler arasındaki mevcut olumsuz ve fanatik anlayış farklılıklarını ortadan kaldırmaya yönelik teknikleri, ancak farklılık ve çeşitliliğin de değerini korurken ortaya çıkmaktadır.

            İslâm, sadece Bedevî Arap toplumundaki egemenlik standardını devirmeyi değil, aynı zamanda Yahudilik, Hristiyanlık, Yunan ve Fars gibi çevre kültürlerde var olan farklı menfi kriterleri de yenmeyi başardığında, bidâyette köleliğe maruz kalan bir hukukçu, artık krallara ilim öğretmekten geri kalmıyordu!


            İKİ SİSTEM ARASINDA!

            İlk Müslüman öncülerin ekseriyeti fakir ve kölelerden oluşuyordu. Bu, insanın sosyal ve mâli konumu ile mukayese edildiğinde, erdem ve ahlâkını merkeze alan bir çağrının olması hasebiyle gayet doğaldı.

            Öyle insânî ve doğal olan bir davet idi ki bu; Arap çölünde ezilenlere, emekçilere yeni dindar topluluk içinde, dinî misyonla lider olma fırsatı doğuruyordu. Bu büyük sahabelerin en önde gelenlerinden biri de Bilâl bin Rebâh (ö.H.20/M.640) idi.

            Bu nedenle, Ömer Ebû Bekir efendimizdir; efendimizi (Bilâl’i) âzat etmiştir derdi (Buhârî, Fezâil’ü Eshâbi’n-Nebî, 23).

            Ebû Nuaym el-İsfahânî (ö.H.430/M.1038) tarafından Hilyetü’l Evliyâ‘da anlatıldığı gibi Bilâl; “Mâsivâdan koparak Allâh’a müteveccih olarak kulluk eden biridir.”

            Hz. Ömer’in onun hakkında “Efendimiz” tabirini kullanması, yeni ortaya çıkan değerler hakkında gayet anlamlı ve belâğatli çağrışımlara sahip görünüyor.

            Siyah tenli Bilâl, bir hareketlilik ve değerler modeliydi. İnanç ve fedakarlığı temsil etmek, en eksiksiz anlatımıyla Peygamber Efendimiz (sas)’in sohbetlerinde bulunmak için yoğun çaba sarf etmekten kaçınmazdı. Kendisinden sonra gelen halifeler döneminde de durum değişmedi.

            Bu nedenle, H. 13. Yılında, şimdilerde arkeolojik sit alanı olan Hayfa‘nın yaklaşık 37 km güneyinde yer alan Filistin‘deki Kaysêriyye Kuşatması sırasında  Romalılarla müzakere masasında temsilci olan da kendisiydi.

            Burada gerçekten de enteresan bir yüzleşme ortaya çıkıyordu:

            1-Bir taraftan yeni yükselmekte olan bir kültür olan İslâm ve onun getirdiği mesaj.

            2-Diğer yanda ise pörsüyüp solan, düşüşte olan Roma kültürü..

            Müslümanlar, yakın geçmişin kölesi olan siyah bir adam tarafından temsil edilirken, Romalılar İmparatorun oğlu tarafından, o zamanlar Hıristiyan kültürünün yoğunlaşmış özü olan beyaz bir Başrahip tarafından elinde “mücevherden bir haç” taşıdığı halde yürütülen müzakerelerde temsil edildi.

            el-Vâkidi (ö.H.207/M.822); “Fütûh eş-Şâm” isimli, asırlar geçmesine rağmen gittikçe değer kazanan önemli eserinde durumu şöyle anlatıyor:

            “Romalılar’ın Filistin lideri ibn Herkül; Kaysêriyye rahibi ve âlimi olan, Hristiyan dininde büyük bir güce sahip bir rahibi çağırarak ona dedi ki:

            –“Bineğine binerek bu kavmin yanına git ve içlerinde hangisinin en iyi olduğunu öğren.. Onlara kralın oğlunun, içinizde dilde en fasîh, yüreği en cesur olan her kim ise kendisine ulaşmasını istediğini söyle.. Ancak göndereceğiniz kişi her kim olacaksa Arap milletinin en rezillerinden de olmayacak..

            Böylelikle Rahip (Kass) bineğine binerek, Müslümanlara ulaşana kadar sürdü. Sözlerini işitebilmeleri  için ayakta dikilerek, onlara liderinin mesajını iletti.

            Hz. Bilâl, İslâm Ordusu komutanı Amr bin el-Âs (ö.H.43/M.663)’ın yanına gelerek, Roma ordusunun lideri ile müzakerelerde bulunmak üzere Müslümanları temsil etme talebinde bulundu.

            Komutanının cevabı şöyleydi:

            “Git ve Allâh’ın yardımını iste. Konuşma esnasında da muhatabını esip/gürleyerek suçlama. Cevapların açık ve fasîh olsun. İslâm yasalarını da yücelt!

            Bilal;

            “Allâh’ın izniyle beni istediğiniz gibi bulacaksınız” dedi.”

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku