Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

=TARİHTE MARDİN-GÜRCİSTAN MÜNASEBETLERİ=NECMÜDDİN İLGAZİ VE TİFLİS MUHAREBESİ

6.062
Yusuf Metin Yardımcı

 

          Milâdî 12’nci yüzyılın başlarında Mardin’e egemen olan ve küçük de olsa bir devlet kuran Necmüddin İlgazi; kısa zamanda çevresinde adını duyurmayı başardı.

          Onun Selçuklu hükümdarının çağrılarına kulak vererekten haçlılara karşı yapmış olduğu savaşlar, Demleçoğulları gibi kuvvetli beylikleri kendi tabiiyeti altına alması, dahilî ve haricî siyasette gösterdiği başarılar, içerde asayişi sağlama ve bayındırlık faaliyetlerindeki atılımları her tarafta isminin yayılmasına neden oldu.

          Eski kaynaklara göz attığımız zaman; o zamanki hükümdar ve yöneticilerin, güç ve iktidar sahibi olabilmek için, bazı yakınlıklar kurmaya çalıştıklarına şahit oluruz. Onların muktedir olabilmek için sık sık bu yollara baş vurduklarına tanıklık ederiz.

          ‘Bu açıdan en güzel ilişkilerden olmak üzere, İlgazi zamanında Mardin ve Hılle arasında kurulmuş olan olumlu ilişkilerdi. Hılle’nin sahibi olan Dubeys’le, Mardin meliki arasında kurulmuş olan sıhriyet (akrabalık) bağıydı. Bu da; Dubeys’in, İlgazi’nin kızıyla evlenmesi şeklinde ortaya çıktı.

          Bu tip yakınlık kurmalar, zaten Irak ve Cezîre bölgesinde, sık sık gözlenen hallerdendi.

          İşte o asırlarda, Cezîre havalisinde yaşayan hükümdarlar; bu iki satvet, heybet ve makam sahibi kişi arasındaki  yakınlaşmaya tanık olmuşlardı.’

          İbn’ul Esîr; kaleme almış olduğu tarih eserinde bu durumu, devamla şöyle anlatır:

          “Dubeys bin Sadaka, Kûfe kadısı, Kadı Ebû Ca’fer Abdülvâhid bin Ahmed es-Sakafî’yi, Artuk’un oğlu İlgazi’ye, ‘kızıyla evlenmek isteğini’ ulaştırsın diye Mardin’e gönderdi. Necmüddin İlgazi; bu isteği yerine getirerek, kızını ona verdi. Es-Sakafî; geriye döndüğünde, kız beraberindeydi.”

          İbn’ul Kalânisî; “Zeylu Tarîhu Dımeşk” isimli eserindeki haşiyesinde, bu kızın adının ‘Kemêr Hatun (bizce Kamer Hatun) olması muhtemeldir.’ olduğunu yazar.

          ‘Bu iki konak arasındaki kurulmuş olan bağ ve oluşan anlaşma, her yere olduğu gibi, Tiflis’in sahibine de ulaşmıştı. Yeni durum İlgazi’nin gücünü fazlalaştırdığından, kadir-kıymetiyle birlikte saygınlığını da arttırmıştı. Kudret ve cesaretini de; muazzam hale getirmişti. Onunla müşavere etmeyi, zorlu-müşkülatlı hallerde yardımlaşmayı sağladığı gibi, gelebilecek muhtemel tehlikeleri de uzaklaştırmıştı.

          Fakat beldelerin; anahtarlarını Mardin meliki Necmüddin İlgazi’ye teslim etmeleri, onun himayesine girmeleri, tamamen onun buyruklarını kabullenmeleri, Tiflis hükümdarını korkutmadığı gibi, o sıralar etrafına karşı şiddetini de çoğaltmıştı.’

          Gürcü Kralı II. David; özellikle Tiflis ve civarındaki kışlak ve yaylaklarda yerleşmiş olan Müslüman halka, Türkmenlere baskı uyguluyordu. Niyeti onları buralardan söküp atmak, Tiflis ve civarında hakimiyetini teessüs ettirmekti. Gürcü birliklerinin; halkın can ve mallarına musallat olması, yağmalama eylemlerinde bulunması, mal ve mülklerini gasp etmeleri artık dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı.

          Mardin Artuklu hükümdarı Necmüddin İlgazi’nin,  adâlet severliği ve haçlılara karşı vermiş olduğu başarılı mücadeleler, ezilen insanları, ondan yardım bekler hâle getirmişti.

İbn’ul Kalânisî; bu durumu şöyle anlatır:

          “… Tiflis’te yaşayan insanlar, Necmüddin İlgazi’ye ulaştılar. Bunca çektikleri sıkıntı ve darlıklardan ötürü, Gürcü kralı David gelmeden önce, Tiflis’i ona teslim etmek için davet ettiler… “

        ‘Söze layık olabilmek için İlgazi; daveti kabul ederek, askerlerini harekete geçirdi. Hılle’nin sahibi Dubeys, Erzen ve Bitlis sahibi Togan Arslan da, askerleriyle ona yardıma koştular. Sultan Muhammed Selçukî’nin oğlu Tuğrulbey, askerini teçhizatlandırıp onlara katıldı. Bu topluluk; Tiflis’in kapısına dayanmak için, ittifak kurdular.

          İlgazi; kızını vererek aralarında sıhriyet bağı kurduğu Hılle Sahibi Dubeys ile sıkıntısız bir şekilde oraya vardılar. Fakat geriye kalanlar geciktiler. İşte o zaman devran, onların aleyhine ters dönmeye başladı. Kral David ve oğlu Dimitri, büyük bir orduyla onları karşıladılar. (M.1121)’

        Bu hususta; olayların vuku  bulduğu zamanın çağdaşı olan İbn’ul Kalânisî, bizlere devamla şunu aktarıyor:

          “… Büyük bir savaş oldu… Necmüddin’in askeri kırılarak, çok sayıda insan öldü. İnkârcılar büyük ölçüde ganimet ele geçirdiler. Necmüddin ve Dubeys savaş alanından çıkarak, o memleketi bırakıp gittiler. Bu muharebeden kalan izler, zamanımıza kadar da ulaşmıştır… “

          Nitekim eski tarihî kayıtlardan anlaşıldığına göre; yukarıdaki satırları yazan müellif, H.548 senesinde Tiflis’e kadar gitmiş, anlattığı  olayların cereyan ettiği, yer ve izleri görmüştür.

          Tarihsel kaynaklarda anlatıldığı biçimiyle, Mardin Artuklu meliki Necmüddin İlgazi ile ittifak kuran güçler, Tiflis’e ulaştıkları halde savaşın dışında kalarak, muharebeye katılmamışlardır.

          Mardin’e tabiiyetini sunan, Bitlis ve Erzen hükümdarı Demleçoğlu Togan Arslan’ın, özellikle Telafrin gibi haçlılarla yapılan savaşlarda İlgazi’ye yardımı, kral Roger’in öldürülmesi ve Frenk ordusunun neredeyse imha edilmesindeki katkıları anımsanırsa, Tiflis muharebesindeki bu tavrını anlamak gerçekten çok güçtür. Bu durumu; olsa olsa İlgazi’nin daha fazla güçlenmesini önlemek, kendi sınırlarına çekilmesini sağlamak, şeklinde yorumlamak mümkündür.

          Nitekim öyle de olmuştur. Ancak bu durum Gürcü kralının işine yaramış, Müslümanlar üzerindeki baskı ve eziyetlerini fazlasıyla arttırmıştır.

        Sözünü etiğimiz muharebe, başka bir kaynakta şu şekilde aktarılıyor:

          “Anlatıldığına göre; Tiflis civarında yaşamakta olan ahâli, Gürcülerin tekrardan kendi mıntıkalarına gelmek için hazırlık yaptıklarını, kendilerini himaye altına alıp, topraklarına el koymak istediklerini, Necmüddin İlgazi’ye bildirip, yardım istediler.

          Necmüddin İlgazi; Gürcü meliği (kral) David’le, onun şehri kuşatmasına fırsat vermeyerek yetişip, şiddetli bir savaşa tutuştu. Netice olarak Necmüddin yenilerek, savaş meydanından çekilmek zorunda kaldı. Yanındaki savaşçılarıyla birlikte, Meyyafârikin (Silvan)’e sığındılar. Kısa bir istirahatten sonra, orayı da terk ederek, Mardin şehrine geldiler. (514/1120)”

          Necmüddin İlgazi bundan sonra, sadece memleket sınırları içinde olan-biten işlerle ilgilenmeye başladı. Tertip ve nizam faaliyetlerine önem verdi. Kimi idarecileri azl edip, kimilerini tayin etti. Bayındırlık işlerini arttırdı. Halk onun zamanında güven ve istikrar içinde yaşadılar.

          Kaynaklar; İlgazi’nin terör, anarşi ve eşkıyalık olaylarını bitirmesinden, şöyle bahseder:

          “… Yöre; eşkıyalık ve vurgun olaylarıyla müptelaydı. Kafileler, ticarî kervanlar Meyyafârikîn’den Âmid’e (Silvan’dan Diyarbakır’a), Hani, Erzen, Mardin ve Hısn-ı Keyfâ (Hasan Keyf)’ya mesafe kısa olmasına rağmen, atlı birlikler korumasında hareket edebiliyorlardı.

          Melik Necmüddin; beldelerin ve yolların güvenliğini sağladı. Haramiler, yenilgiye uğradı.

          Köyleri imar etti. İnsanları en güzel siyasetle yönetti.”

          Nihayet fazla yaşamayarak; hastalanıp 516/1122 senesinin, ramazan ayında vefat etti. Kuvvetli rivayetlere göre mezarı, Mardin’de kendi ismiyle müsemma Necmettin Mahallesi’ndeki “Câmi’ul Asfar”da bulunuyor.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku