Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

Türkiye’de Yukarı Fırat Cezîresi’ndeki Arap Kabîleleri (10)

0 14

Kuzey Adnânî kabilelerinin Fırat Cezîresi’ne en büyük göçleri, altıncı yüzyılın sonlarıyla yedinci yüzyılın başlarında ekonomik nedenler ve kuzey Arap Yarımadası'ndaki bazı Adnânî oymak, kabîle ve aşîretleri arasındaki sosyal farklılıklar nedeniyle meydana gelen göçlerdir.

Yusuf Metin Yardımcı Araştırmacı/Yazar

Hüseyin Bekir Alî

Çeviri: Yusuf Metin YARDIMCI

             Üçüncü Konu – GÖÇLERİN TARİHLERİ ​​VE SEBEPLERİ:

 

A-Arapların Fırat Cezîresi’ne Göç Tarihleri:

            Arap kabilelerine bağlı kollar çoğalınca, diğer Arap yörelerine dağıldılar. İlk kaynaklar Fırat Adası’na üç ana göçten bahsediyor:

           1-İlk Göç:

            MS 3. yüzyılda IyâdRebîâ ve Mudar kabileleri arasında çıkan acımasız çatışmalar nedeniyle meydana geldi. Bu da bazı Iyâd kabilelerinin Irak’taki Tihâme Ovası’nı terk ederek uzun süre kalmak için kuzeye yönelip, Fırat Cezîresi’nin güneyinde en kalabalık yer olan Tikrît’e  yerleşmesine neden oldu.

            Diğer bazı gruplar Iyâd‘dan ayrılarak Mevsıl ve Cezîre’nin farklı bölgelerine yerleştiler. Bekir bin Vâil’in kuzenleri (amca oğulları)’ni çok daha önceden oralara yerleşmiş olarak buldular.

          Iyâd bin Nizâr kabîlesinden, tarih ve edebiyat kitaplarında uzun anlatılar var. Kendi asıl ülkeleri olan Tihâme’den ayrılma olaylarının nedenleri ayrıntılı olarak açıklanıyor.

          Bazı rivayetlerde; nüfûsları bir hayli arttıktan sonra Mudar ve Rebîa’dan olan kardeşleri, Iyâd’ın aleyhine ittifak kurdular. Halbuki bu çekişme ve çatışma hususunda belirli bir sebep de yoktu.

          Bu vaziyet Iyâd’ın Tihâme’den çıkmasına yol açtı  ve Mevsıl’ın kalabalık yerlerine varıncaya kadar bir hayli uzun sürdü. Cezîre Ülkesi’nde birbirleriyle karışıncaya kadar da Fırat’a doğru uzandılar.

          Onlarla Sâsâni devletinden Farslar arasında harpler vukû’ buldu ve bu onların Irâk topraklarından Cezîre bölgesine tahliye olmalarıyla neticelendi. Bu savaşlarda epeyce telef oldular, toplulukları çözülüp dağıldı. Onlardan bir bölük Şâm taraflarına, bir kısım da Rûm beldelerine gittiler.

          el-Mesûdî; ‘Omuzcu’  Sâbûr (Şapur) olarak bilinen Fars kralı Sâbûr bin Hürmüz’ün (MS 310-379), kalabalık beldelere hakim olan Iyâd’dan hoşlanmadığını” rivayet ediyor. Ki kendisinin ölümünden sonra Iyâd o toprakların efendisiydi. Cezîre’de yazı, Irak’ta kışı geçiriyordu. SâbûrIyâd’ı Sâsânilere tabi kılarak ondan intikam almak istiyordu.

          Bir şiirde Iyâd’a “Piç” sözü nispet edilerek halkı korkutuluyor, Pers halkı arasında da bu itham yayılmaya çalışılıyordu. Onların indinde o şaşkın bir piç idi.

          Fakat Iyâd Perslere baskınlarını sürdürmeye devam etti. Hakkında yazılan bu şiirleri, üzerine alınmadı. Onlara bir yazı göndererek, askerleriyle kamp kurup toplandığını, üzerlerine gelmekte olduğunu haber verdi.

          Iyâd’ın bu toplanma uyarısını dikkate almadılar. Ancak şiirdeki isnat edilen “piç” tutumu, Arapların kendilerine göre o ileri çağlarında bir farkındalık ifadesiydi. Sâbûr’un askerleri, Iyâd’ı şaşırtarak, sürpriz bir şekilde onlara giriştiler. Ve sadece Rûmların ülkesine kaçabilenler hayatta kalabildi.

          Muzaffer oluşlarından sonra Sâbûr, Arapların kollarını yerinden çıkardı. (Esir aldığı Arapların omuzlarını mafsallarından ayırarak öldürüyordu) Bu sebepten dolayı Sâbûr’a ‘omuzcu’ anlamında “Zê’l-Ektâf=ذاالأكتاف ” denilmiştir.

          Bu rivâyetlerden anlaşılıyor ki; Iyâd o çağda el-Cezîre’de uzunca bir zaman istiklâline sahipti. Farsların otoritesine de tâbi değildi. [75].

          Mes’ûdî’nin bir başka aktarımına göre özetle; ‘Omuzcu’ Sâbûr’un ölümünden sonra Iyâd, Rûm topraklarından geriye döndü. Lâkin Bekir bin Vâil oğullarından Rebîa kabilelerinin arasına girdi. O çağda çoğunluk üzerine egemen olmuş, Rebîa’nın önemi artmıştı. Böylelikle Iyâd tümüyle onlarla birlikte olmuştu. Bu durumdan da anlaşılıyor ki; Iyâd artık eski mekânlarını geri alıp, önceki pozisyonuna dönebilecek durumda değildi. Merhaleleri aşarak statü ve otorite kazandıktan sonra, Bekr bin Vâil’den olan Rebîa kabîlelerinin arasına katılmıştı.

            2-İkinci Göç:

            MS beşinci yüzyıl civarında; Rebîa‘nın önemli bir kolu olan TağlibBekir bin Vâil‘den olan kız kardeşleriyle düştüğü anlaşmazlık nedeniyle, mekanı olan Tihâme‘yi terk etti.          Tağlibliler’in ayrılmasına neden olan şey; Rebîa  kabilesinin ellerinde olan livâ üzerinde hak iddia etmeleriydi. Zaman prosesinde müteaddit mekânlara dağıldıktan sonra Fırat Cezîresi’ne vardılar.          Ayrıca aynı aşamada Rebîa’dan en-Nimr ve Ğafîle gibi bir takım kabîleler de göç etti. Âne ve Cezîre’nin kalabalık yerlerinin sınırlarına iskân oldular. Aralarında Bekir, çoğunluğun toplandığı hudutlar, Hît ve mücâvir mıntıkalara gitti. [76], Rebîa kabîlelerinden olan Tağlib’in el-Cezîre’ye ilk inip yerleşen kabile olması muhtemeldir. Onlara Benû Nemr bin Kâsit  tâbi olmuştur. Tağlibî’ler; Diyâr-ı Rebîa’dan olan Sincâr ve Nusaybîn’de iskân ettiler.

          3- Üçüncü Göç:

          Birçok nedene, koşula ve diğer faktörlere ek olarak; Kuzey Adnânî kabilelerinin Fırat Cezîresi’ne en büyük göçleri, altıncı yüzyılın sonlarıyla yedinci yüzyılın başlarında ekonomik nedenler ve kuzey Arap Yarımadası’ndaki bazı Adnânî oymak, kabîle ve aşîretleri arasındaki sosyal farklılıklar nedeniyle meydana gelen göçlerdir. [77].

………………………….

[75] el-Ka’bî, el-Cezîretu’l-Furâtiyye ve Diyârühe’l-Arabiyye, s.60-61
[76] el-Bekrî, Mu’cem Mâ Ista’cem, c1, s.86
[77] el-Ka’bî, el-Cezîretu’l-Furâtiyye ve Diyârühe’l-Arabiyye, s.62 

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku