Dijital Medya Platformu
Banner Before Header

ZENC, KARMATÎLER, SAKÛRA İSYÂN HAREKETLERİ PARADOKSAL BİR YAKLAŞIM-II-

0 4.961

   

ZENC, KARMATÎLER, SAKÛRAİSYÂN HAREKETLERİPARADOKSAL BİR YAKLAŞIM-II-

Yusuf Metin Yardımcı


       
YA’KÛB BİN LEYS İSYÂNI – BAĞIMSIZ BİR ZANAATKAR DEVLETİ

            Bu kalkışım; Abbâsî halifeliğini zayıflatan Türk askerî hâkimiyeti döneminde İrân’ın, Sicistan Bölgesi’nde alevlendi.

            Bunun nedeni, tarım köylülerine fahiş vergilerin konmasıydı. Bu da onları toprağı ve ziraatı bırakıp, şehirlere göç ederek el işçiliği yapmalarına neden oldu. Buna mukabil, Türkler zanaatkârlar üzerindeki vergileri artırdı.

            Tepki, halifeliğe olan öfkelerin artması şeklinde kendini gösterdi. Bu yüzden çocukluğundan beri bakır endüstrisinde (nehhâs) çalışan Ya’kûb bin Leys onları bir araya topladı. Sosyal adâletsizliği ortadan kaldırmak ve zanaatkârlar için ilk bağımsız devleti kurmak için İslâm halifeliğine karşı isyan etmeye karar verdi.

            Ya’kûb bin Leys; zekâ ve kurnazlık hususunda, kurnaz biri olarak tanımlanır. Bu da köylülerin ona katılımında bir avantaj sağlayıp, yanına oldukça fazla taraftar çekmesini sağladı.

            Devrimciler örgütlü bir ordu kurarak, ihtilâli yayıp Sicistân çevresinde birçok prensliği ele geçirdi.

            İslâm tarihçisi el-Mes’ûdî, “Murevvicu’z-Zehebi Ve Meâdinu’l Cevher” adlı kitabında, yönetim sistemlerindeki Farsça deneyimden yararlanarak “Ya’kûb Devrimi’ni karakterize eden sistem ve gelişime büyük bir övgü düzdü.

            Ya’kûb, düşmanlarının komşu Emirliklerde ne olup bittiğini öğrenmek için, bir istihbârât Sistemi kurdu. Zanaatkârlar için konutlar inşâ etti.

            Kurak dağlık bölgede, ihtilâlin ümrân faaliyetleri yükseldi. Böylelikle emirliğini Orta Asya‘ya doğru genişletti.

            Bu durum, Bağdât‘taki İslâm Halifeliğini, onun Bağdat‘a girip kendisini “Halife ilân etmesi” ihtimalinden dolayı tehlikede hissettirdi.

Nitekim Bağdât yönetimi üzerine bir ordu gönderdi ama Ya’kûb onu hezîmete uğrattı.

            Halifelik, “Ya’kûb” realitesini tanımaktan ve onu para ve mevkilerle cezb etmekten başka bir çıkış yolu bulamadı.

            Bağdat‘ta polis şefi olmasını istedi. Ancak o bunu reddedip, Bağdat‘ın kendisini almak konusunda ısrar etti.

            Ama Hicrî 262 (M.875) yılında yenildi.

            Abbâsî halifeliği, ona kendisine tabi olmasını önerdi. Bu, halifenin adını sikkenin üzerine yazması, Bağdât‘ın kendisine herhangi bir halef atamasını da  onaylamasıyla mümkün olacaktı. Ayrıca Cuma hutbelerinde halifenin adı zikredilecekti.

            Böylece, devletini yeniden organize edebilmek için süreye ihtiyacı olan “Yâ’kûb” barışı kabul etti.

            “Ya’kûb”un ölümünden sonra hüküm oğlu “Umar”a geçti. O genişlemek ve Abbâsî abâsının içinden çıkarak kurtulmayı tercih etti. Ama işlerin tam tersi oldu ve halîfe “el-Mu’tazıd Billâh”a yenildi.

            Bu da; İslâm Tarihi’nde zanaatkar ve köylüler tarafından  ilk defa kurulan İşçi Devleti’nin yıkılması demekti.

            ŞAHİNLER! EMEKÇİ SINIFIN HAREKETLERİ

            Bunlar; küçük bir olaydan yararlanıp, onu hükûmet değişikliği talebine yönelterek, büyük bir harekete dönüştüren, işçi tabakası (proleter) ve ezilmiş sınıfın rastgele, spontane hareketleridir.

            Ancak tarih onları; “hırsız ve yol kesici haydutlar” olarak lanse etmiştir.

            Modern çağın ilk tarihçilerinden olan Dr. Mahmûd İsmâil, bu hareketin Mağrip ve Endülüs ülkelerinde “Sukûra/Şahin” adı altında ortaya çıktığını kanıtlayan ilk tarihçiydi.

            O konuyla ilgili şunları söyler:

            “İbn Batûta’nın Hindistan’daki varlığını ve “Futtâk/Fırsat Buldukça Adam Öldürenler” adını verdiği bir harekete tanıklığını anlattığı bir kitabını okuyordum. Bunun Fas ve Endülüs’teki Şahin Hareketi’ne benzediğini düşündüm.

            Buradan hareketle, Sakûra hakkında dağınık bilgilere ulaşana kadar konuyu araştırmaya başladım.”

            Sultanın (otorite) vaizleri, devrime karşı çıkarak; fitne ve ibâhiyye akımının yayılmak istendiği yolunda bir fetvâ yayınladılar.

            İhtilâlciler Mağrip‘in bazı bölgelerinin kontrolünü ele geçirdikten sonra, ordu ve feodal beylerin mülklerine el koyma kararı verdi. Halk ve ötekileştirilmiş insanlardan oluşan askerî birlik oluşturdu.

            Ancak bu hareket, katılımcılarını kendisine bağlayan mezhepsel bir ideolojiden yoksun olduğu için çabucak başarısız oldu.

            Peki bu devrim ve hareketler neden başarısız oldu?

            Dr. Mahmûd İsmâil, bunun “daha çok gelişigüzel ve pervasız, spontane parlamalara benzediğini” söylüyor.

            Harekete çeşitli unsurlar katıldı. Ancak bu unsurları tek bir potada eriterek birleştirecek, devrimi savunan güçlü bir vücut oluşturmaya yönelik hiçbir mezhebî çağrı yoktu.

            Bu öğeler iç içe geçmişti. Bu da İslâmî Hilâfet Otoritesi’nin, bileşenler arasında anlaşmazlığın yayılmasını kolaylaştıran bir faktördü.

            Ve diyor ki:

            “Bu hareket unsurlarının çoğu sıradan insanlardı. Onlar büyüye ve batıl inanca yöneliyorlardı. İhtilâl zafer kazanırsa insanlardan zorla mallarını alıp, talan etmeye başlıyorlardı.”

            Sonra şunları da ekliyor: “İslâm dünyasında hükümdarlık, dinî kurala istinat eder. Yani hükümdar Allâh’ın yeryüzündeki gölgesidir ve tebaanın ne olursa olsun itaat etmesi gerekir.

            Karşı durma fikri de, dinî gerekçeyle yasaklanmıştı.”

            “Fâsık bir kişi de olsa hükümdâra itaatsizlik etmeyi yasaklayan fukahânın fetvalarını” da hatırlatalım.

            Tarihçilerin bu karşı koyuşların haberlerini yeterli ve tarafsız bir şekilde kaydetmedeki isteksizliğine gelince..

            Tarihçi Mahmûd İsmâil bunu da kendine göre şöyle açıklar:

            “Bu devrimler hakkında yazılanlar ise, onları çarpıtmak, böylece tüm devrim  ve halk intifadasının hafızasını tarihten silmek içindi.”

            Yönetici sultası ve adamlarının bu tip vakalara bulaşanları üç çeşit ithâm ile suçlayıp, yönlendirme yaptıklarını belirtir:

            a)Birincisi, “Zındıklık ile itham edip halkın gözünde kötü göstermek çabası”dır.

            b)İkincisi ise şudur: “İbâhilik ile itham ederek, onların meşşâiliğin söylem tarzına talip olduklarını, bu fikirlerin ise İslâmî olmadığını, kâfir Sokrates’ten ithal edildiğini” ileri sürme gayretidir.

            c)Üçüncüsü ise “Yabancı bir ülkenin istihdamındadır. Yani ecnebi bir devlet adına casusluk yapıyordur. Bu suçlamalar İslâm tarihindeki ilk devrimlerden beri var olmuştur.”

            Dr. M. İsmâil‘in kitaplarında; “Daha az önemli hareket ve devrimlerin bile, hepsinin de ötekileştirilmiş ve sıradan insanların çevresinden, feodalizmden kurtulma ve sosyal adâlete ulaşma arzusundan kaynaklandığına işaret etmesi” ise dikkat çekicidir.

            Ve bu devrimler arasında Irak’taki “Haşebiyye Devrimi” var.

            “İkinci Zenc Devrimi” (H. 255-270) de..

            Uzak Mağrip ülkelerinde (Fas Krallığı ve Moritanya‘nın şu anki mevcut durumu) Hicrî 312 ile 315 yılları arasında Mu’tezilî bir devlet kuran, “Hamîm el-Müfterî” devrimi..

            Hareketler arasında şunları da sayabiliriz:

            Irak beldelerindeki “Ayyârîn Hareketi”,

            Şâm’daki “eş-Şetâr Hareketi”,

            Mısır‘daki “Harâfîş Hareketi”,

            Orta Asya‘daki “el-Fettâk (öldürücü) Hareketi”.

* * * * *

                             

 

Yorumlar

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku